KULLANICI GİRİŞİ

KAYIT OL
NARLIKUYU, MERSİN, İÇEL, ZEYNEP ŞEKERBALIKLI KÖYÜ, ŞAVŞAT, ARTVİN, UFUK BALCIOLİMPOS ANTİK KENTİ, OLİMPOS, ANTALYAGÜN BATIMI, ANKARA, UTKAN OFLAZAVUSOR, AYDER, RİZE, UFUK BALCI

Sayfamız Türkiye'nin en büyük tanıtım ve doğa sporları sayfası olup ülkemiz tanıtımına hizmet etmektedir. Gezginlerin gönüllü destekleriyle arşivimiz her geçen gün büyümektedir. Henüz gezi faaliyetleri yapmamaktayız... Üye olup yazı veya fotoğrafla siz de destek verebilirsiniz...

13 ŞUBAT 2008 PEAK LENİN 7134 m. GÜNLÜĞÜ 1993 - PAMİR, TUNÇ FINDIK

İlk yurt dışı tırmanışım ve gerçek anlamda ilk yüksek irtifa tırmanışımı,  Pamir Dağlarındaki Peak Lenin (7134 m.) ’de yaşadım. Bu faaliyet, Türkiye Dağcılık Federasyonu tarafından 1993’te düzenlenmişti ve ekip arkadaşlarım Nasuh Mahruki, Uğur Uluocak ve Alper Sesli idi

Aşağıdaki yazılar, tırmanışta  tutmuş olduğum günlükten kısaltılarak derlenmiştir.(bu arada, günlüğü bana hediye eden dostum Seher Altınay’a sevgilerle..)Tırmanış, genel olarak devamlı surette sıkıntı ve sürprizlerle doluydu- ibret-I  alem niyetine okunabilir.

16 Temmuz 1993 

Uçaktayız… “Türk milli takımı” adıyla kabaca anılabilecek bir ekip olarak Alma-Ata’ya, Kazakistan’ın başkentine doğru gidiyoruz. Topluluktaki 8 kişiden dördü Tien-Shan’a, dördü de Pamir’e tırmanmayı hedefliyor, heyecanlıyız galiba! Aslında günlük yazmak bana göre değil (keza sonradan günlüğümü tırmanış çizim defterine çevirdim) ama ilk kez yurtdışına tırmanmaya giderken günlük tutmanın pek de fena bir fikir olmadığını düşünmüştüm…

Bilmedik bir dağa, hiç denemediğim bir yüksekliğe, genel bir bilinmeyene gittiğimizin farkındayım. Acaba, beş-altı bin metrede neler olacak? Hastalanacak mıyım, aynı Mecit Hoca’nın kitabında anlatıldığı gibi mi olacağım, şiddetli başağrısı, kusma?

Sabah gün doğarken, Alma-Ata havaaalanına alçalırken gözüken dağlar (Tien-Shan’ın kuzey etekleri) pek vahşi ve yüksek gözüküyorlardı. Esasen, 5000 metrelik bir dağa bile çıkmamışken 7000 metrelik bir dağa nassı çıkacağımızı da merak etmiyor değilim. Neyse, uçaktan inince içli bir veda  töreni sonrası, Tien-Shan ve Pamir ekipleri ayrıldılar – Alpaslan Kara, Serhan Poçan, Ufuk Özgöz ve Seyhan Çamlıgüney onları bekleyen birkaç günlük sefil yolculuğa adım attılar. Ya biz? Daha birkaç gün burada kalıp, bir Alman dağcı grubunu bekleyeceğimizi haber aldık. Bizim “organizatör’ Vadim Haybulin’in evinde Ben ve Nasuh, Rinad (Vadim’in birader)’in evinde de Uğur ve Alper kalacakmışız. Sıkıldım, beyaz dağ görmek istiyorum!


17-18 Temmuz 1993

Alma-Ata’da gezinti, bol tıkınma, Çin restoranını ziyaret ve daha da tıkınma, dolar üzerinden kazıklanma girişimleri… Bu iki gün böyle geçti derken, son gün gelen “bizim” Alman ekibiyle tanıştık. Eskiden “doğu” Berlinli, şimdiki yeni Alman vatandaşı olan beş kişilik bir ekip bu, biraz ukalaca tavırlar içindeler, eee, ne de olsa ‘karakafa’ Türklerle tırmanacaklar!

Alma-Ata temelde güzel ama genelde ruhsuz bi metropol. Şehri dışında “Medeo” olarak anılan bir spor kompleksini gezdik, sonra da şehrin güneyindeki dağlara giden telesiyejle 3150 metre yüksekliğe uzandık, dönüşte yağan yağmurla da bi güzel ıslandık. Bu şehirde  boş boş beklemek beni biraz huzursuzlandırdı, bişeyler okusam diyorum,bütün kitap ve gazeteler  Rusça ve Kiril alfabesiyle.

19 Temmuz 1993

Biraz hayalkırıklığı yaşıyorum… Pamir’e kimbilir kaç gün ve bin bilmem kaç kilometre yol tepeceğimiz araç tam bir hurda, kamyon bozması. Bu kadar adam ve malzeme nasıl gideriz, aklıma hiç yatmadı doğrusu. Nasıl derken, bi şekilde araca  sığıp düştük yollara sabahleyin, daha kargalar bile kahvaltı etmeden. Güneye, güneybatıya gidiyoruz, akşam saat sekize kadar hiç durmadık ve birşeyler de yemedik tabii. Gün batarken acayip bir yerde (kaçak benzinci veya uyuşturucu dağıtım merkezi filan olabilir) neyseki kahvaltıvari birşeyler yedik. Geceyi de Kazakistan bozkırında bir yerde tulumlarımıza girerek geçirdik.


20 Temmuz 1993

Kahvaltıya benzer şey sonrasında, yine yoldayız. Yarım yamalak İngilizce konuşan sürücü ve rehberden anladığım kadarıyla, Pamir dağlarının eteğindeki Oş şehrini hedefliyormuşuz. Moralim bozuluyor, çünkü konuşmalarından üç gün daha gideceğimiz gibi bir izlenim edindim. Bu arada, küçük ekibimizde Türkler-arası etik çatışmalar yaşanıyor, Almanlar’la ise uyuştuk gibi…

İki günde 800 kilometre almışız ama canımız çıktı be. Lenin’in anakampı Açıktaş’a kadar bi bu kadar yol, iki yüksek geçit ve bol toz yutmak var önümüzde. Manzaralar genelde hoş, yüksek geçitlerden geçiyoruz, hava cehennem gibi sıcak…

Yüksek, tozlu platolar, terkedilmiş ıssız yollar, çevresi dağlık ovalar,viran köyler, geçtiğimiz bölgeleri iyi anlatır herhalde. Aracı arasıra polis  veya asker durduruyor, o zaman da rüşvet olarak konserve veriyor bizim Ruslar, işler hemen düzeliyor.

Yemekler pek iyi değil, kalite ve miktar gittikçe düşüyor, orantılı olarak tad da bozuluyor. Ekip olarak bol miktarda ve kaçınılmaz şekilde geyik yapıyoruz, biz de, Almanlar da. Sıkıldık artık! Yolda Özbekistan’dan da geçtik, Fergana ovası, Andijan şehri ve Taş-komir kasabasını geride bıraktık. Katettiğimiz yol, bana İkinci Dünya Savaşında Almanların Moskova kapılarına dayanmasını anımsatıyor, dönüşü  onlarınki gibi bozgun olmaz inşallah!

Geceyi Oş’ta, bir ilkokul bahçesinde uyuyarak (tabii ki açıkta) geçirdik.

21-22 Temmuz 1993

Sarıtaş geçidi adlı 3650 metre yükseklikteki geçidi geçtik bugün, kamyon su kaynattı. Peak Lenin’i ilk kez gördük – etkileyici, beyaz ve büyük. Bu geçitten sonra, yanlış bilmiyorsam Alay dağları olarak adı geçen, bizim Aladağlar’ı  andıran yapıda dağlık bir bölgeden geçtik, 100 km. filan sürdü dağlar. Bazı sınır kapısı benzeri yerlerden geçip, Büyük Pamir Platosu’na çıktık. Burası bir tarafı 4000 metrelik, bir tarafı da 6000 küsür metrelik dağlarla çevrili bir bozkır – tamamen düzlük. Artık, dört günlük yolculuk ve 1200 kilometrenin sonundayız. Ama çok hırpalandık hepimiz.

Zannettiğim gibi Açıktaş Uluslararası Kampı’na değil, bilinmeyen bir yere ana kamp kuruyoruz. 3600 metrede, çevresi çayır-çimen, suhur denilen marmot benzeri bi hayvanın çok olduğu ve Kırgız yurtlarına yakın bir yerde çadırlarımızı açtık. Kampı buraya kurmuşuz çünkü Açıktaş (Lenin’in ana kampı) para istiyormuş bizim cimri Ruslardan. Hadi bakalım…

Öğleden sonramız yağış altında ana kamp ve geceleme çadırlarını kurup yerleşmeyle geçti. Günbatımı  oldukça güzeldi, kıpkızıl bulutlar, yeşil otlaklar ve dev, bembeyaz dağlar. Hepimiz heyecanlandık… Oh be, nihayet  bi dağa varabildik.

23 Temmuz 1993

Peak Lenin kampımızdan gözükmüyor, ama önde öyle  bir 6000 metrelik dağ var ki…Peak Tsurupa adındaki bu zirvenin buzullar akmış her yerinden, serakları filan var. Sabah bol sarmısağa dayandık yemekle beraber. Gece ise deliksiz uyudum. Bugün malzemelerimizi gözden geçiriyoruz: İlaçlar, teknik malzemeler, giyecek ve yiyecekler. Yarın sabah 4200 m. kampına, sonraki gün de 5000 küsür metre kampına gideceğimizi anlıyoruz. Ocak için iki buçuk litre kadar benzin buldum Ruslardan, kramponlarımı törpüledim, herşeyi ikinci kez gözden geçirdim. Akşamüstü şiddetli bir yağmur bastırdı – çadırlara tıkıldık. Dağ kapattı, hiç bir şey gözükmüyor.


24 temmuz 1993

Yağmur sabaha karşı kara çevirdi, çadırların üzeri buz tutmuş durumda. Hazırlandık, tam gideceğiz derken Alman ekibindeki kızın hastalandığını ve gelemeyeceğini öğrendik. Ekiplerarası bir anlaşma sonucu, yarın hareket etmeyi kararlaştırdık. Böylece, kahvaltı sonrasında 3800 metredeki bir Kırgız yurduna yürüdük. Hava çok serin, dağlar bulutlu ve sisli. Yurdun içine buyur edildik ,oturduk, izzet-ikram, ve muhabbet oldu. Adı Rüstem olan yurt sahibi bize Demirel’in hayatta olup olmadığını sorarken biz de çay ve tatlı’ya yumuluyorduk! Dönüşte Uğur ve ben önden giderken bir Kırgız atlısına denk geldik. Uğur, laf arasında ata binmek istediğini anlattı, adam razı oldu. Uğur ata bindiği anda, at dörtnala koşmaya başladı, Uğur da sırtında! Kırgız bağıra çağıra ardlarından koşarken Uğur ve at bir tepenin ardında gözden kaybolmuşlardı bile. Az sonra Uğur at sırtında, Kırgız ise atı  tutar şekilde döndüler. Uğur kampa atla girdi – Almanlar hayret dolu bakışlarla olayı seyrediyorlardı.

Hava yine kötü, gökgürültüsü ve yağmur var. Yemek çadırında oturmuş, Rusça öğrenmeye çalışıyorum . Kalan vakitlerde de  ileride neler olacağını hayal etmeye çalışıyorum…

25 Temmuz 1993

Saat 9:30 gibi yola çıktık –yüklerimiz abartılı değil. Hızlı denilebilecek bir tempoyla, 3900 metrelik yeşillik bir sırtı aştık ve sonra da çamurlu bir sırta yöneldik. 4050 metrelik bu geçidi de aşınca, aşağıda Komantsu buzulunu gördük. Buzula girmeden önce yeşillikler arasında bir yemek molası –hava kapalı, inceden sulusepken  yağıyor, gri gökler hakim manzaraya. Uğur ve Alper henüz gelmediler, yükleri biraz ağır zannederim. Onlar gelince niye beklemediğimize dair kısa bir tartışma sonrası, yine yola düşüyoruz hepberaber, Nasuh ve ben, bizim “rehber” Sacha ile öndeyiz. 4250 metredeki ilk kamp yerine  varıyoruz, buzul ortasında bir düzlük burası. Buzulda birçok göl var ve her iki taraf da yüksek sırtlara uzanan karlı yamaçlar..

Kar yağıyor, çadırları kurduk, bende biraz başağrısı ve bulantı var ama normal, 4000 metre üzerine ilk çıkışım bu. Nasuh’un da dişi ağrıyor. Alper biraz aşağıda kan ile beraber içtiği ilaçları “kustu”. Tatsız bir durum bu. Almanlar bizden biraz benzin istediler,  artık aramız iyi denilebilir.


26 Temmuz 1993

Rahat ve derin bir uyku sonrasında hiç başağrım olmadan gözlerimi açtım.Hava pek soğuk değil, kar atıyor ve görüş yok gibi.Kamp yerinde ,hemen önümüzden bir buzul deresi aktığı için , kar eritip su elde etmek  gibi bir derdimiz yok.

Öğlene doğru kısa bir buzul yürüyüşü yapıyoruz. Hava iyice sıcak ve boğucu hale geldi ama sis devam ediyor. Sis içinden, yağan yeni kar yüzünden düşen çığların sesleri bize kadar geliyor..

Alper bugün ,düne oranla çok daha iyi ,kendimi ona yakın hissediyorum, uzun uzun sohbet ediyoruz.Gün batmadan sis dağılıyor ve vadinin her iki tarafındaki  6000 metrelik dağlar kendilerini gösteriyorlar. Umarım hava iyiye gidiyordur.

Ekipçe konuşuyoruz, yarın ne yapacağız? Açık ve net bir çığ tehlikesi var,üç gündür ciddi miktarda kar yağdı dağa. Her gece ve gün boyu  bir sürü çığ iniyor..Sacha da dönelim deyince, biz de ısrarcı davranmıyoruz.

Yemek yiyip yatıyoruz,iyi hissediyoruz, dışarıda yine usul usul kar yağıyor.

27 Temmuz 1993

Sabah, yerde ve çadır üzerinde yarım metre karla kalkıyoruz.Zavallı Vaude çadırımız bu baskı altında acayip şekillere girdiğinden dolayı, karı kürekle temizlemek, bize düşüyor..Ama,sis ve bulut yok bu sabah, dağlar zümrüt gibi parlıyorlar. Yamaçlarda, her yerde çığ izleri görülebiliyor.İki gün önce taş toprak olan yerlerde bile yarım metre kar var. Ana kampa dönme kararı üzerine, tası tarağı toplayıp,yine düştük yollara.. Komantsu buzulunu bir kez daha dönmemek üzere terkedip,çamurlu geçidi, yeşillikleri geçtik, ama yolda herkes ayrı hızlarda indiği için ,arkadaşlarla ayrı düştüm. Kafam düşüncelerle dolu,çayır çimen içinden tek başıma kampa vardım.Hava açık ve az bulutlu, manzara güzel.

Midem bozuk, başım hafif ağrıyor, boğazım da çok iyi değil. Ama kampa gelip dinlenince hepsi bir anda geçti.Tüm malzemeleri bir renk cümbüşü halinde serdik, kurutuyoruz. Bugün, hepimize yorucu oldu.

Gittiğimiz rota ,Peak Lenin’in esas tırmanış rotası değil, Peak Tsurupa adlı 6000 küsür metrelik bir dağın dik bir yamacını tırmanarak,uzun bir sırt hattı ile Lenin’e batıdan bağlanması düşünülmüş…Hatalı seçim, çünkü rota oldukça riskli ve gereksiz zor.Bizim Dağcılık Federasyonu, Ruslarla Lenin’in klasik (Açıktaş) rotası için anlaşmıştı ve biz,Ruslarla tartışarak ,anlaştığımız rotanın burası olmadığını, Açıktaş rotasına gitmemiz gerektiğini kabul ettirdik. Bu arada, Almanlar da buna uyandılar ve sonuçta, yarın kampı toplayıp Açıktaş’a gidiyoruz!


28 Temmuz 1993

Uyanma, kahvaltı ve toparlanma sonrasında yola çıktık..Nefret ettiğimiz sevgili kamyonumuz ile ,Pamir Platosu’nda tozlu, sarsıntılı bir yolculuk ve Açıktaş Uluslararası Kampı’na varış-burası Mecit Hoca’nın ‘Pamir’de Türk Dağcıları’ kitabında tasvir ettiği gibi bir yer. Bayraklar, barakalar, Kırgız yurtları,anıtlar ve mezarlar ile , tam bir ana kamp.Eski kamptan ucu bile gözükmeyen Peak Lenin ,buradan muazzam gözüküyor, 7134 metrelik yatık  zirvesi bulutlar arasından  parlıyor..Dağımızı ilk kez bu kadar detaylı inceleyebiliyorum. Bizim kamp, Uluslararası Kamptan bir km. kadar yukarıda. Kampımızı kurduktan sonra, Uluslararası Kampın kafesini, telsiz barakasını, ilkyardım ve sağlık merkezini inceleyerek günü geçiriyoruz. Ortalıkta bir Alman grubu olan DAV’ın adamlarından başka dağcı göremiyoruz, onlar da yarın Peak Communizm’e gideceklermiş. Hepimiz havaya girdik,iyi ki buradayız.

Gün batımında dağlar pembeleşti, bizim burası artık  gölge ama Lenin’e hala güneş vuruyor..Hava açık ve soğuk, rüzgar çıktı.Yarın 4300 kampına gitmeyi  planladık. Almanların morali  biraz bozuk gibi, yarın yukarı gitmek isteyeceklerini sanmıyorum.

Uluslararası Kamp müdürlüğü’nden öğrendiğimize göre, bu sene klasik rotadan Lenin’e çıkan henüz olmamış.Biz oraya gelmeden üç gün önce, kötü havada tırmanmayı deneyen bir ekibin 6400 metreden, -30 derecelerde dönmek zorunda kaldığını anlatıyorlar bize. Göreceğiz, bakalım..

29 Temmuz 1993

Sabah geç vakitte Açıktaş’I terkettik ve  Rusların  ‘krokodil’ dedikleri kayalık-topraklı sırtın sağına giren boğazdan yükselmeye başladık. Cennet tasvirlerini akla getiren kokulu otlar,yaban soğanları ve çiçekler,  küçük şelaleler..Karşıdan gelen dağcıların yanısıra , bizimle beraber yukarı giden dağcılar da  var- bugün trafik yoğun.’Traveller’s pass’ veya Mecit Hoca’nın kitabındaki adıyla ‘Seyyahlar geçidi’ olarak bilinen ,4000 metredeki bir bele yükselen  düzenli zig-zag patikayı izleyerek yükseliyoruz. Geçit, arkada aşağı inerek ,çarşaklı araziden Lenin buzuluna yol veriyor.

‘Rehber’ Sacha artık bizimle gelmiyor, Almanlarla beraber takılıyor hep. Biz de, dört kişilik hür bir ekip olarak hareket ediyoruz. Aslında tam ve uyumlu bir ekip olma nosyonumuz asla olmadı ve olmayacak da, herkes o kadar farklı veya zıt karakterler ki..Neyse,geçide çıkınca   Fransız, İngiliz , İspanyol ve Leningrad’lı Rus dağcılara rastladık. İngilizlerden bir tanesi Lenin’in ‘ilk bisiklet inişi’ni yapmak  istediğini anlattı .Bisikleti ekipçe ,parça parça yukarı kamplara taşıyorlardı.Birinde kadro, birinde cant, birinde tekerler filan yani.. Olduğumuz yerden  Peak Lenin çok net gözüküyor, önümüzde yatık  Lenin buzulu var,doğumuzda ise ’19. Parti Kongresi Dağı’ adını taşıyan gösterişli bir dağ görüyorum.

Geçitten Lenin buzuluna inen çarşaktan sonra, bir İngiliz ekibine rehberlik eden Alexi Korin ve Sergei Arsentiyev adlı Rus dağcılar ile tanışıyoruz. Her ikisi de çok iyi dağcılar, Alexi ,Peak Lenin’de 2. Kampta 1990 yılında düşen ve 51 kişinin hayatını kaybettiği dev çığdan kurtulan tek kişi, hikayesi çok etkileyici. Sergei ise, oksijen kullanmadan birçok 8000 metrelik dağa tırmanmış. Uzunca bir sohbet sonrası, onlar inerken biz de buzul üzerinden, yukarıya devam ettik. Lenin buzulu uzun, yaklaşık 10 km. kadar var ama orta kısmı tamamen düz ,çatlaksız ve yürümesi kolay.

Ekiple ayrı düştüm yine, hepimiz farklı hızda gidiyoruz.Buzulun sağ tarafına yakın giderken bir Rus kampından geçtim, oradakiler ısrarla beni tutarak çay verdiler.Üstleri başları dökülen, hemen her dağ malzemeleri ev yapısı olan ama içten insanlar…Vedalaşıp çantayı sırtlandım ve 4300 metredeki kampa girdim, yol üzerinde çok sayıda ve derince buzul çatlağı vardı.Kamp yeri ,oldukça güzel ve buzula hakim bir yer , çevrede çok çadır var, hatta helikopter için bile yer düzlemişler.

Bizimkilerin de varmasıyla ,çadırlarımızı  kurup yemek yiyoruz.Tam önümüzden nefis bir buzul deresi gürlediği için su sorunu hiç yok.Az önce de ,henüz dün zirveye çıkmış bir İsviçreli ile konuştuk.Rotada derin kar olduğunu söyledi ve çığ ve çatlaklara karşı dikkatli olmamızı  önerdi.Yarınki planımız 5400 kampına çıkmak.

Karşımızda, Lenin’in 3000 metreye yakın yükseklikteki karlı kuzey yamacı dikiliyor, zirve bulutları yarmış geçmiş ,güneşte parlıyor.. Burada ise hava pek iyi değil, aşağılardan , uzaktan uzağa gökgürültüsü sesleri  geliyor.

30 Temmuz 1993

Bütün gece kar yağdı yine, hava bugün de açmaz derken öğleden önce güneş parladı  ve 5400 kampına tırmanmaya başladık.Biz tırmanırken üst kamplardan tur kayağıyla inen bir İsviçreli dağcı yanımızdan geçti, çok iyi iniyordu..Buzul çatlaklarının başladığı yerde ipe girdik.Çatlaklar ,bambu çubukların ucuna bağlı turuncu bezlerle işaretliydi ama bir süredir ısrarla yağan kar bunları gizliyordu.Buzulun üzerini kapatan derin karda, yukarı giden iz açıktı ve patika gibi gidiyordu.Saatlerce yükseldik, bıktırıcı olduğunu düşünürken, 5000 metre civarında ,çantamdan garip bir vınlama sesi gelmeye başladı- aynı şey Nasuh’un çantasında da var.Hava acayip şekilde sıcak ve elektrik yüklü, vınlama sesi de kazma- krampon gibi metal aksamdan geliyor..Izgara olmadan şuradan bir  kurtulsaydık..

Buzulun üst kısmında çatlaklar daha geniş ve uzun,ve tabii ki daha derin.Alper ve Uğur biraz geriden geliyorlar.5300 metrede bir  grup Rus dağcısıyla karşılaştık,yanlarına gidince içlerinden birinin yerde,mat üzerinde, uyku tulumuna sarılı yattığını gördüm. Daha önceden birçok 7000’lik tırmanış tecrübesi olan bu adam, hiç aklimatize olmadan buraya hızla tırmanınca, şiddetli başağrısı olmuş ve burnu kanamış..yerde oldukça fazla kan vardı. Olay yerinde biraz durduktan sonra, Nasuh’un peşine takıldım ama yorulmuştum artık, yetmezmiş gibi ,hava da aşırı sıcak.

Kamp uzakta değildi ,gözüküyordu.O an içinde olduğum çanak , Rusların ‘Skavarada-Kızartma Tavası’ olarak adlandırdıkları, 1990 çığının olduğu şanssız yerdi.Şimdi kullanılan kamp yeri ise buradan 100 m.yüksekte ve 400 m. uzakta, çığ düşmesi olasılığı  olmayan bir çarşaklı  bir sette.Kampa girmemle Rusların elime bir bardak çay tutuşturmaları bir oldu. Çantayı attım, yere oturdum.Hafif bir başağrısı ve halsizlik var.Az sonra kendime gelerek,biraz ötede akan ufak bir buzul deresinden su almaya gittim, bu arada Nasuh da çadır için  yer düzlemekle  uğraşıyordu.

Daha sonra, gökten boşalan bir kar furyası altında beraberce çadırı kurduk ve dar attık içeri kendimizi.Bol su ve oralet ile besledik canlarımızı,dışarıda inceden bir kar yağıyor, ısı –10 derece filan olmalı..Demin Uğur ve Alper de vardılar.

Yorucu bir gün oldu, Kamp yeri bizim daha hiç çıkmadığımız Ağrı Dağının zirvesinden 250 m. daha yüksek! Yarın ,5800 m.’deki 3. Kampa gideceğiz.Şimdi yatacağım, ellerim üşüyor, Petzl’ımın ışığı zayıfladı- yazmak zor oldu.

31 Temmuz 1993

Gece kar yağışı kesildi , hava çok soğudu. Başağrım ve hafif olan mide bulantım tamamen geçti,ama gecenin bir köründe tulumun ağzının sıkma ipi söküldü, lamba ışığında onu dikmekle uğraştım.Öteden  bir yerlerden  büyükçe bir çığ sesi geldi. Ruslar 1990 felaketinden sonra akıllanmış olacaklar ki ,kampı buraya almışlar.Gece boyunca, çok şahane olmasa da uyuyabildim,ancak çadırın altındaki zemin çok bozuktu, döndüm durdum.

Sucuklu,peynirli omlet, sarelle ve çay’dan oluşan özel (!) yüksek irtifa kahvaltımız sonrasında kampı gezdim,15 kadar çadır var, çoğu da boş. Sahipleri ya yukarı kamplarda ya da  ana kampa inmişler. Lenin Dağı üzerinde her milletten dağcı var, ama en şaşırtıcı olanı Türkler  herhalde.

Lenin’in zirvesinden rüzgarla kar kalkıyor, 5800’den sonrası açık sırtlar olduğuna göre, oldukça soğuk olmalı..Saat 12 civarında ‘rehber’ Sacha ve zavallım Almanlar geldiler 5400 kampına,durumları pek iyi değil, yorgun gözüküyorlar.Biz de ,bir üst kamp olan 5800’e yola çıktık.Hava sıcak, kar derin…ama kısa süre sonra hava kapadı, şiddetli bir esinti  karları suratımıza savuruyordu. Nasuh daha ileride, Uğur ve ben beraberiz, Alper arkamızda, midesi yine fena galiba.Adım adım, kulvarı bitirip sırta geliyoruz. Biraz yıldım sanki,derin kar beni bıktırdı. Kamp yeri 6148 m.’lik peak Razdelni’nin altında, rota da orayı izliyor zaten .Artık Peak Lenin’in sırt sistemine çıkmak üzereyiz, dağın üstlerini görebiliyoruz.

Kampta iki  boş çadır var,biz de çadırlarımızı bir kez  daha, üstelik bu kez ağızları  birbirine bakar şekilde kuruyoruz. Başdönmesi yaşıyorum, bu yükseklikte çok normal.

Garip bir hava var,esince çok soğuk, durgunken bunalımlı bir sıcak oluyor, bu da insanı aptal ediyor.Uzaklarda, Alay dağları uzun bir silsile halinde uzanıyor, kampın arkasında ise Lenin’in uzun sırt hatları.Lenin, ‘en kolay 7000’lik ‘lerden birisi olmasına rağmen, herhalde en zahmetli ve en sıkıcısı.

Akşamüstü, dışarıda kar yağarken Nasuh’la sarelle kutusunun dibini sıyırıyoruz. Makarna ve çorba onu izliyor, bol sıvı alıyoruz. Çevremizdeki dağlardan çığ sesleri yankılanıyor. Yarınki amacımız, sabahtan Razdelni zirvesine çıkıp, bu kampa geri inmek. Aynı gün veya sonraki sabah da Açıktaş’a, 3600 m.’ye inmeyi düşünüyoruz.


1 Ağustos 1993

Sabah, hava durgun olmasına rağmen soğuk, -20’ler filan olmalı. Kalem dondu, yazamadım, hoş, çıplak ellerim de hissetmiyor zaten yazarken.Gece yarı uyanık, yarı uykuda geçti, sabaha karşı keskin bir başağrısıyla uyandım ve  yine uyudum. Hayret, uyanınca iyi hissediyordum,ama boğazım tahriş oldu, dudaklarım da acıyor. Nasuh da iyi değil, suratı soyuluyor,dudakları uçuk içinde.

Çadır içinde herşey kırağı kaplı, ancak ocağı yakınca içerisi biraz olsun ısınıp kurudu.Ocak, aşağılardaki gibi verimli yanmıyor, ben  de benzinin düşük  kalitesine bağlıyorum bunu. Karşı çadırdan Uğur ve Alper’in sesleri geliyor,  Alper’in midesi fena yine. Adam bir türlü rahat edemedi (sonradan anladığımıza göre, sorun yüksekliğe değil midesiyle ilgili başka tür bir rahatsızlığa bağlıymış).

Alper rahatsızlığı dolayısıyla aşağı giderken, biz de , günler sonra ilk kez hafif çantalarla 6148 m.’lik Razdelni zirvesine tırmandık. Yamaç dik, kar derin, hava bir sıcak,bir soğuk, bıktırıcı oldu biraz.Bata çıka Razdelni’nin zirvesine vardık,ısı rüzgarla beraber  bir anda  düşüverdi. Güneyde ,Pamir’ler vahşi bir manzara, ufka uzanan bir dağlar denizi sunuyorlardı.Biraz fotoğraf çektim ve fazla kalmadan 5800’e inmeye koyuldum. Uğur ve Nasuh ise 6100 kampına bakmaya gittiler.

Sabah soğuğu ile tezat bir sıcaklık vardı 5800’de, ayaklarım bir anda ısınıverdiler. Dinlenip çay içerken, daha önce aşağılarda da rastlayıp  selamlaştığım yaşlıca  bir Rus dağcısı geldi kampa,ona da limonlu çay verdim ve  bol bol konuştuk. St. Petersburg’lu imiş ve adı da Anatoli Nosoff. Bana, seneler evvel yaptıkları Lenin’in kış tırmanışını  ve acımasız soğuğu anlatıyor..dişlerinin durumu içler acısı, kentte adam gibi dişçi olmadığını söylüyor. Bu arada,  büyükçe bir Rus dağcı grubu geldi, Sibirya- Kamçatka- Moskova vb. değişik bölgelerdenmişler. Kar küreğini ödünç istediler ve bana da  domuz yağlı ,sarmısaklı ekmek ikram ettiler, ben de çay verdim onlara. Bu babacan insanlarla birarada olmaktan hoşnutum.

Bizimkiler de gelince bi çabuk toplanıp inişe başlıyoruz. Daha önceden rastladığımız Valeri adlı  dağcıyı inerken görüyoruz, Valeri zirveye çıkmış ,ama..Çok iri, iki metrelik bir insan azmanı Valeri,çok da güçlü, Açıktaş’tan iki günde, hiç aklimatize olmadan tırmanmış zirveye.İnerken ona rastladığımızda ölmek üzereydi.Anladığım kadarıyla, 6500 metrede açıkta yatmış, iki adımda bir düşerek  inmeye çalışıyordu. Nasuh ve Uğur, yardım olsun diye ondan yük aldılar.

Biz 5400’e indiğimizde, Valeri yukarıdaki kulvarın başındaydı.Bir anda, tökezledi ve taklalar atarak yuvarlanmaya başladı, kendi bir yana, çantası bir yana! Yüz metre kadar düştükten sonra, kara saplanıp durdu ve ona yardıma giden diğer Ruslar, toplayıp getirdiler kampa, eline de hemen çay verdiler. Ruslarla aramız pek bi iyi, onları seviyorum. Bu arada, ‘bizim’ Almanlar ortalıkta değiller.

5400’den, 5300’deki buzul platosuna, bazen ayaklarımız çatlaklara girerek indik. Plato tehlikeli bir yer, her geçişimde farklı çatlaklar görüyorum. Buzun altında bir yerlerde 51 kişinin ebediyen gömülü olduğunu bilmek pek de hoş bir his değil….

4300’e inmemiz 2 saat kadar aldı, çadırın birini kurup tüm malzemeleri içine yığdık. Alexi ve Sergei,bizi görünce hemen hal hatır sordular ve çay ikram ettiler.Ancak hava kararırken Açıktaş’a varabildik, yolda  bisikletçi İngiliz’i  gördük, 4300 kampına doğru bisikletini buz üzerinde  sürüyordu!

Ana kampa vardığımızda ‘ayaklarımıza kara sular inmişti’.

2 Ağustos 1993

İyi bir kahvaltı için uyandık ama avucumuzu yalayacağımızı bilemezdik tabii ki. Bu günü çevrede gezerek geçirmek niyetindeyiz, Uluslararası kampın barakalarında çok hoş siyah-beyaz  fotoğraflar var. Haftalık hava raporları da oraya asılıyor,  onları da inceledik. Öğleden sonra da duşa gittik. Bizim kamp ,herhalde stokları iyice tüketmiş olmalı ki,herifler bize ‘toplama kampı’ tarzında yemekler filan veriyorlar- mesela sade, az pişmiş çiğ patates veya yağsız pişmiş lahana.

Gece hava ayaz, tüm Pamirler ayışığına boğulmuş.Biz de, yemek çadırında Alper’in zor günler için sakladığı sucuğu,salçayla  pişirip yiyoruz-tam bir şölen! Alper ,sucuğun icadı dolayısıyla Kayseri’li olmaktan gurur duyduğunu söylüyor.

3 Ağustos 1993

Derin bir uyku sonrasında, bir dinlenme günü daha başlıyor. Kahvaltıda tuzsuz lapa makarna vardı, ben de bir snickers çikolata barı ile kahvaltı ettim.Dere kıyısında çamaşır yıkama ve buzz gibi suyla tıraş olma girişimi sonrasında, kampa gelen iki Rus dağcısından ucuz malzemeler aldık-titanyum sikkeler, karabinlar filan.Açlıktan geberiyorum, keşke iyi birşeyler yiyebilsek…

Öğlende yine lahana vardı. Kampın helikopter pisti görevi gören düzlüğüne iki büyük helikopter dolusu İspanyol dağcı geldi. Helikopter pilotlarıyla konuştuk-kafa başı birkaç dolara yarın sabah 4300’e gitmek üzere anlaştık. Böylece 10  km. yoldan kurtulurken, bir gün de kazanmış olacağız-çünkü hava raporunda havanın iki veya üç gün açık olacağı, sonra bozacağı yazıyor.

Akşamın ilginç olayı ise, kendi  tasarlayıp diktiği yamaç paraşütüyle Lenin’den uçan 62 yaşındaki bir adamın kampa gelişi oldu.’Dede’ sadece Lenin’e yedi kez tırmanmış.Bunu görünce, ‘’aslında yarınki helikopterle Alma-Ata’ya dönsek’’ diyorum kendi kendime. Helal olsun sana, dede!

4 Ağustos 1993

Cepheye dönüş..Kahvaltıda etli  makarna (yiyemedik tabii) vardı, bu öğünü bol çayla geçiştirdim.Uzun lafın kısası, bindik Rus helikopterine ve 4300 kampına varmamız 8 dakika aldı. Buzuldan yürüyüp kampa ulaştık,çadırımızı topladık,iyi bir tempoyla 5400’e uzandık.Nasuh  daha hızlı,basıp gitti, biz de üç kişi ,normal bir hızla yükseldik.Bir süredir hava açıktı ya,çatlaklar genişlemiş, kar çok sertleşmiş. Durumumuz iyi,5400’de nefesimiz kesilmiyor,harekette nabız 100-110 civarı,çantayla giderken ıslık çalıp şarkı söyleyebiliyoruz.Tüm bunlar fena aklimatize olmadığımıza işaret. Başağrısı ve bulantı artık hiç yok, bol da sıvı alıyorum , işler yolunda gibi. Tüm sefer boyunca ilk defa, zirveye çıkabileceğimizi ümit edebiliyorum.

Yemekte erişte var, keyfimiz yerinde Nasuh’la.Dudaklarım çok feci çatladılar,canım yanıyor.Devamlı yağlı tutsam da faydası yok, Nasuh da aynı dertten muzdarip..Yarın, 5800 kampını es geçerek 6100 kampına çıkmaya niyetliyiz, ertesi gün muhtemelen zirve denemesi yapacağız.Sonra  zaman bitiyor,Kazakistan vatandaşı olmak istemiyorsak, uçağa yetişmemiz gerekli.

5 Ağustos 1993

Soğuk bir sabah..gece çok derin uyuduk ikimiz de.Hava tamamen açık, kampı öğleden önce terk ettik. Nasuh ,görece hızlı gittiği için çadırı, ocağı ve bir tencereyi o aldı , ben de eşit ağırlıkta başka malzemeler aldım. Biz de üç kişi, başlngıçta istikrarlı bir hızla devam ettik. Bir süre sonra, Alper’in midesi yine fena oldu, Uğur Alper’le kaldı. Ben de Razdelni zirvesine ilerledim. 5800 kamp yerinde kısa bir mola-çantama oturup elmalı oraletle beraber  aspirin tabletleri yuttum. Aspirin, bu yükseklikte ne kadar sıvı alınırsa alınsın, salça kıvamına gelmeye meyilli olan kanı incelttiğinden dolayı, önemli bir ilaç.

Daha sonra,adım adım, hiç acele etmeden, yorulmamaya çalışarak ,Razdelni’nin yamacını tırmandım ve 6100 kampına indim ,yine de güç rezervimi tüketici bir çıkış oldu bu. Arada, bulut ve sis geliyordu batıdan.Nasuh, çadırı kurmuş ve su elde etmişti. Yayıldım çadıra ve yarınki etabın güç olacağını düşündüm.

Makarna-çikolata-bol sıvı sonrasında dinleniyoruz. O sırada Uğur da geldi, Alper’I 5800’de bırakmış, yorgun gözüküyor. Bizim çadırda üç kişi yatacağımız için tüm ekstra malzemeyi  bivak torbasına doldurup dışarı attık ve içeriyi biraz olsun rahatlattık. Ocak devamlı yanıyor, devamlı su elde ediyoruz. Geçen günlerin  zorlamaları ve  özellikle besinsizlik sonucunda  iyice zayıfladım, pantolonum üzerimden düşüyor artık.

Bizim garip ve ‘herkesten akıllı’  Almanlar,tüm uyarılarımıza rağmen, Rus Mayak dağcı grubunun daha önceden  kazdığı çadır yerlerine kamp attılar.Az önce, gün batmadan gelen Ruslar, bir tartışma sonucunda onları kovdular. Şimdi, Almanlar karanlıkta çadır yeri açmaya uğraşıyorlar..

Biraz evvel, 6100 metreden gün batımını izledik, yarın büyük gün, zirveye gidecez…

6 Ağustos 1993

Gece hiç üşümedik ama sabah çok soğuktu.Çadırın içi feci kırağı tumuş, herşey kristalize buz.Kısa bir kahvaltı ve güneş karşımızdan doğarken yola çıkmaya hazırız. Rüzgarlı bir gün,hava değişiyor sanki. Soğuk ,maneviyat kırıcı olarak nitelenebilecek şiddette.Kaztüyü anoraklarla kampı terk ediyoruz,rota yatık, çarşaklı, karlı bir sırt ve bıktırıcı.6400 platosuna varmadan önce,uzakta, güneydeki dev bir dağı gösteriyoruz birbirimize: 7495 metrelik Peak Communizm. Bir buçuk saatte, bata çıka 6400 platosuna varabiliyoruz. Güneyimizde 6000 küsür metrelik dağlardan oluşan bir okyanus, kuzeyde ise bir bozkır platosu..Nasuh iyice ileride, Uğur hemen önümde, arada da Ruslar var. Çıkışa 17 kişi kadar başladık.6500 metrede ,kısa bir dik etap geçerek, sırtta devam ettik. Rota çok uzun ve bitmek bilmiyor..

Az sonra,güneyden bulutlar belirdiler  ve dönerek yükselmeye başladılar.Galiba hava kapıyor. Uğur’la durup su ve dekstroz tableti için mola veriyoruz. Bazen şiddetle başım ağrıyor, ağrı kesici ile bunu da çözebiliyorum. Kısa sürede bulut bastı ve manzara filan da kalmadı, hatta, yağış ve tipi başlarsa kaybolmak bile sözkonusu olabilir..Uğur önde, ben arkada, kısa dik etaplar ve uzun yatık platolar geçerek Lenin ‘in zirvesine gidiyoruz. Ama yoruldum artık, kaybedilmiş bir savaş bu… 6950-7000 metre civarında,göz gözü görmüyor. İzleri takip ederek gidiyoruz ama adım adım..boğazım çok ve derin nefes almaktan yara oldu. Biraz yukarıda  duran bir grup yorgun Rus , bize Nasuh ve iki Rus’un siste zirveyi aradıklarını anlattılar.Az sonra, yukarıdan Nasuh’un geldiğini  gördük, siste çıkıp inmiş. Uğur, dönmeyeceğini söyledi ve  buluta daldı. Ben de, bir an düşündüm,  burası zaten 7000 metre, hem fırtına var , ne göreceğim ki dedim kendi kendime. Üstelik, hedefi bile  göremeden , sarhoş gibi gitmenin anlamı neydi ki ? Derhal kararımı verdim ve o noktadan  aşağıya döndüm, hava her an daha da bozuyordu.Önce yavaş, sonra daha hızlı şekilde, 2 saatte 6100 kampına inebildim .Yol üzerinde, bizim Almanlar’dan iki kişiye rastladım, o saatte yukarı gittiklerine göre delirmiş olmalılardı! İnmeleri gerektiğini anlattımsa da dinlemediler, eh, kendileri bilirler.                 Kampta, oldukça iyi ama yorgun hissediyordum, sabahtan bozuk bıraktığımız çadırı düzenledim,yedim , içtim ve bizimkilere de sıcak sıvı yaptım. Karanlık basarken, önce Nasuh, sonra da Uğur geldiler ve hemen uyudular, daha doğrusu ‘sızdılar’.

Yukarıda, o noktadan zirveye gitmemek bana ne kaybettirdi? Muhtemelen ,sadece fiziki olarak Lenin’in tepesinde olmamı engelledi. Ayrıca,ekipten iki  kişinin çıkmış olması da bir tür züğürt tesellisi..

Yoruldum bugün,ceset gibi uyuyacam herhalde. Dışarıda kar yağıyor, yine yağıyor hiç bıkmadan. Bu dağ biraz yıldırdı, sıktı beni.

7 Ağustos 1993

Başarısızlık! Yenilgi! Bozgun!   Sabah uyanınca ilk aklıma gelen şey, vicdan azabı gibi bir başarısızlık hissiydi. Neyse ki gece çok derin uyudum,esen fırtınayı duymadım. Sabah, çadırın  üzerinde bir metreye yakın kar yığılmıştı, bir de çıkıp onu küredik,  arada çadır yırtıldı.

Almanlar,dün gece kampa dönmediler, başlarına iş gelmemiştir umarım.Bu sabah kamp yeri çok soğuk, rüzgarla   –30 var herhalde. En büyük sorun tuvalet, bunu da çadırların biraz ötesinde, yamaçta bir buzul çatlağı (daha doğrusu, doğal bir buz mağarası ) bulup, içine girerek hallettim.

Zar zor toparlanarak, tekrar Razdelni zirvesine çıktık, bu kez Mayak dağcı grubu da bizimle.Kısa sürede 5400 kampına indik, orada Sergei ve Alexi bizi tebrik ettiler ve tabii ki ,hemen birer bardak sıcak çay ellerimize verildi. Nasuh, buradan Tien-Shan’a, Peak Pobeda’ya gitmek istiyor ve  Ruslardan tavsiye alıyor.

Bir kez daha yola düşerek,Lenin Buzulu’nu iniyoruz.İndikçe ısınan havada,artık iç giysilerimizle yürüyoruz.4300 kampındaki kalabalığa inanamıyoruz,en az 30 çadır var..

Alper ve Sacha 4300 kampındaydılar,bizi hemen kutladılar. Malzemeleri açıp kurutmaya giriştim, herhalde 6100 metreden ,aceleyle topladığımız çadırla beraber  5 kilo kar getirmişimdir! Yola devam, buzulu ve ‘Seyyahlar geçidi’ni geride bırakıp hava kararırken ana kampa varabildik ancak.  Bize verilen tek yiyecek, pis kokan bir çorbaydı ancak. Biz de , acı soslu makarna pişirdik ama paramparça dudaklarımız yüzünden bağıra bağıra yiyebildik..Yıpranmış durumdayız.

8 Ağustos 1993

Nasuh ile gece üçte müthiş  bir mide yanmasıyla uyanıp, tuvalete koştuk, ishal! Kahvaltıda ise, yine snickers çikolata ve haşlama çay..yeter yahu!

Hava bugün sabahtan kapalı, öğlen olmadan gökgürültüsü ve dolu bastırdı. Almanlardan haber aldık, 6100 kampına dönemeyecek kadar yorulunca  , 6600 metrede açıkta gecelemişler ve hem el ,hem de ayaklarını dondurmuşlar..’Rehber’ Sacha da onlara yardıma çıkmış bizden sonra, o da tek ayağının parmaklarını dondurmuş  onlarla uğraşırken.Herifler kampa inince,derhal Uluslararası Kampın ilkyardım barakasına taşındılar ve serum bağlanıp, iğne yapıldı…Biz ise hala bitkiniz, özellikle beslenememek bitirdi bizi, çok kilo kaybettik.

Sağlığı yerinde olan diğer üç Almanı da yanımıza alarak, Lenin’e çıkıp  indiğimizde bize bir kuzu kesmeye söz veren  yurt sahibi Kırgız Sagınbay’ın yurduna yollandık. Taptaze tandır kuzu eti, hamur kızartması,bal, kaymak ve bol çay ile deliler gibi tıkınıyoruz, Dışarıda, şimşekler çakıyor, dolu yağıyor, sanki gök yere düşüyordu. Almanlar ise ,sadece elle yediğimiz ete değil, Sagınbay ile konuştuğumuz kendi dilimize de şaşırıyorlardı. Uzun zamandır yediğimiz bu  ilk düzgün yemek için, Sagınbay’a minnet borçluyuz hepimiz.

Biz indik ineli yukarılar fırtınalı,dengesiz bir hava hakim. Bizim de sağlık durumumuz çok  iyi değil, genelde hepimizin midesi bozuk.

9 Ağustos 1993

Bugün Alma-Ata’ya dönüş yolculuğuna başlıyoruz. Ana kampı söktük, Nasuh’un Pobeda’ya gitmek isteği sabit, ona gereken malzeme ve yiyecekleri verdik. El ve ayakları donuk iki Almanı da, 5 kişi zorlukla kamyona taşıdık ve.. Elveda Açıktaş, güle güle Peak Lenin! Zorlu yolculuğa selam- Alay dağları, Oş Şehri..Oş’ta döküntü bir köyevinde, sarhoş bir Kırgız’ın tacizine rağmen, kötü ötesi yemeğe rağmen uyuduk. Bu gezide izlenimlerim olumludan çok olumsuz, ilk yurtdışı  ve yüksekirtifa tırmanışım böyle olmamalıydı. 4300 kampında gördüğüm Sergei’nin grubu ne kadar şanslı, herifler Taşkent’e uçakla, Açıktaş’a helikopterle geliyorlar.Bizim Federasyon ise, onlarla aynı miktar parayı ‘bizim’ Ruslara ödedi..Tek tesellimiz, zirveye çıkılmış olması, ülkeye başarıyla dönmek…

10 Ağustos 1993

Bazı oyunlar ve taklalar sonucunda, Oş’tan uçağa binerek, Alma-Ata’ya 45 dakikada vardık. Nasuh, Oş’tan Tien-Shan için ayrıldı, yolu açık olsun. Yarın Türkiye’ye dönüyoruz. Alma-Ata’da ölesiye yemek yedik.

11 Ağustos 1993

Nerede Kalınır

Bizim Gezginleri Sizin Tesislerde Ağırlamak İstiyoruz. Tesisinizin yerini ayırmak istemez misiniz?
Bizim Gezginleri Sizin Tesislerde Ağırlamak İstiyoruz. Tesisinizin yerini ayırmak istemez misiniz?ANKARA