KULLANICI GİRİŞİ

KAYIT OL
SOBRAN, NALLIHAN, ANKARA, EROL AYANLARFLORYA, İSTANBUL, EROL AYANLARULU CAMİ, MARDİN, SERDAL AYTEKİNAYVALIK KÖRFEZİ, BALIKESİR, BEN1GEZGİNİMKAYA TIRMANIŞI, ALMANYA, NURDOĞAN AYDOĞDU

Sayfamız Türkiye'nin en büyük tanıtım ve doğa sporları sayfası olup ülkemiz tanıtımına hizmet etmektedir. Gezginlerin gönüllü destekleriyle arşivimiz her geçen gün büyümektedir. Henüz gezi faaliyetleri yapmamaktayız... Üye olup yazı veya fotoğrafla siz de destek verebilirsiniz...

2008 BARUNTSE 7220 m. ALPİN STİL, TUNÇ FINDIK

2008 sonbaharında Tibet’teki  8046 metrelik Shishapangma Dağı’na tırmanmak için hazırdım. Kafa olarak ve maddi açıdan herşey yerindeydi.  Ama kader bir kez daha  ağlarını örmüştü (!),  bir çok ekspedisyonda beraber olduğum ve firmasında ara sıra dağ rehberliği de yaptığım arkadaşım ve ekspedisyon lideri Daniel Mazur’dan Çinlilerin bu yıl Shisha için izin vermediklerini öğrendim. Sebep? Tibetteki iç gerilim ve isyanlar en iyi sebepti, ama Çinli bunlar, zaten ne yapacakları hiç belli olmuyor… Sonbaharda Nepal’de bir 8000’lik dağa gitmek de  mevsim açısından risk taşıyordu, zaten bu saatten sonra 8000’lik dağ için  organizasyon ve izin almak da dert olurdu. ‘Ke garne?’ yani Nepalce ‘ne yapmalı’? Daha kısa sürecek, daha alçak ama maceralı  bir dağa gitmeliydim- Baruntse veya Annapurna IV olabilirdi bu. Bir dizi yazışma sonucunda oradaki arkadaşım Furwa Sherpa’nın küçük bir organizasyonu ile Baruntse Dağı’na (7244 m.) tırmanmaya karar verdim.  7000’lik dağları seviyorum,  teknik ve  kısa, mümkünse alpin tarz..

Ama Lhotse tırmanışından tanıdığım Furwa’nın işi başından aşkındı; yeni kurduğu şirketinin yeni müşterileriyle ilgilenmesi gerekiyordu ve bu dönemde  benimle gelemeyecekti. Benimle Baruntse’de tırmanmak üzere kardeşi Dawa Sherpa’yı ayarlamıştı.

Dawa 2006 yılında, durmaksızın 20 saatte Everest Dağı kuzey- güney traversi rekorunu kırmış, Everest’e toplam 8 kere çıkmış çok kuvvetli ve tecrübeli bir dağcı. Daha sonra Katmandu’nun tozlu bir sokak arası kafesinde onu gördüğümde beton gibi yüzü ve kapkara cildi dikkatimi çekmişti. İngilizcesi de oldukça iyiydi. Karşımda tecrübeli bir dağcı vardı.  Güzel, partnerimi sevdim, ilk görüşte. Tabii ki o günden, daha sonradan can dostu olacağımızı bilemezdim!

Neyse, plan yapıldığına göre artık hareket zamanıydı. Traji-komik bir şekilde Air Arabia’nın İstanbul- Sharjah uçağını kaçırdım (fazla detaya girmeyeceğim!) ve bir başka uçuş ile Katmandu’ya eninde sonunda, aynı tarihte vardım. Hava yolculuğu bazen beni deli ediyor, saatlerce koltukta oturmak..

Nepal’de, bizim Kurban bayramı ile içerik olarak aynı olan Hindu Dasain Festivaline denk gelmiştim. Nepal’in bu renkli zamanında on gün boyunca her yer resmi tatildi ve dağın resmi tırmanış iznini alacağımız, tüm bürokrasinin halledildiği Nepal Turizm Bakanlığı da buna dahildi. Sonunda yağmurlu bir günde, dışarıda şimşekler çakarken Turizm Bakanlığı’nın iç karartıcı bir odasında iznimizi aldık.

Katmandu’da geçen bir haftada  her ihtiyacımızı ancak ayarladık. Baruntse tırmanışının yaklaşım, ana kamp hizmeti ve iznini Meksikalı bir çift ile paylaşıyordum; Alex ve Yulia yol boyu bana yoldaş olacaklardı. Alex iyi bir buz tırmanıcısıymış ama geçirdiği bir araba kazasından sonra heryerine birsürü platin takılınca  yamaç paraşütüne yönelmiş. Uzun süreden sonra ilk tırmanışı (ve en yüksek tırmanışı) Baruntse olacakmış.. Türkler ve Meksikalılar ne kadar benzer diye düşündüm; hayata bakışımız ve espirilerimiz o kadar benzer ki..

Katmandu’yu hiç bu kadar kalabalık görmemiştim! Festival boyunca sanki herkes çevre illerden  oraya sökün etmişti. Ayrıca berbat bir turist kalabalığı da vardı, Nepalde yüksek sezoındu.. Boş vakitlerimi bir yapay duvarda kaya tırmanarak, Furwa’yı ‘emniyet kölesi’ yaparak geçirdim! geçirdim. Sonunda 8 ekim sabahında Lukla’ya uçmak için,  havaaalanı iç hatlardayız, hıncahınç kalabalık- hurçlar, bavullar, koliler! Ama o da nesi, dağlık  Lukla’ya inmeye yeltenen ilk uçak siste çakılıp 18 kişinin ölümüne neden olmuş, günün kalanı için uçuşlar iptal.. Ertesi gün de  kötü devam eden hava ve alanda biriken kalabalık  nedeniyle uçuş olmadı. Üçüncü sabah  bizimkilerin sabrı taştı ve ufak bir helikopter kiralamaya giriştiler, ben de bundan nasibimi aldım. Sisli sabahta vadilerin içinden, ormanlık tepelerden süzülüp  uçarak dağlara helikoperimizle yaklaştık- pilotumuz garip bir adamdı ve sadece yeri seyrederek uçuyordu. Sonunda Lukla gözüktü, o eğimli, kısa pistin dibindeki düşmüş uçağın bezle kapatılmış enkazı üzerinden geçerek alana konuverdik.

Lukla’da iki günü organizasyona ayırmıştık, bu işin eksperi olan Dawa herşeyi kotarıyordu. Tanımadığı adam, bilmediği şey yoktu; hamallarımız ayarlanması, eksik malzemenin Katmandu’dan gelmesi ve tasnifi, taze sebze ve gıdaların alınması ve Baruntse ana kampına öncü bir hamal ekibi yollayıp yüklerin bırakılmasının organize edilmesi.. İlk amacımız Baruntse için uygun aklimatizasyonu sağlamak üzere 6476 metrelik Mera Peak zirvesine tırmanmaktı. Mera popüler ve kolay bir zirve, aklimatizasyon için de çok ideal..

Mera ve Baruntse’de yol boyunca kendi  kampımızı kurup mutfak ekibimizin pişirdiklerini yiyeceğiz, ki en temiz ve basit yöntem bu. Mera Peak rotasında lodge’larda kalıp yiyebilirsiniz de, ama bu pis ve dertli, kalabalık bir seçenek. Zaten sonrasında, Baruntse’nin Hongku vadisinde lodge filan yok.

Nihayet 25 hamalımız ve yüzlerce kilo yükümüz ile beraber yürümeye başladık. Baruntse Dağı, Lukla’dan kuş uçuşu 35 km. kadar uzakta. Ancak yaklaşım yürüyüşü, yüksek geçitler ve farklı vadilere iniş – çıkışlar nedeniyle  60 km. kadar mesafe tutuyor ve yükseklik alış-verişi oldukça çok. Ama yürüyüş gerçekten harika çünkü bambu ormanları, alpin  yaylalar, dereler, yüksek  taşlık geçitlerden yapılıyor ve buralar gayet temiz ve bakir; Everest Ana kampı rotası gibi fazla medeni ve gelişmiş, yüzlerce turistin yürüdüğü bir yol değil.. Cangılvari ormanlar içinden ilk gün varılan ormanlık Chutanga (3500 m) kampından sonra, çıplak Chetra-la geçidini (4600 m) sisler içinde  geçerek Chetra-wa (4100 m) kampına vardık, burası iki ufak tahta –taş evden oluşan bir dağbaşı yerleşimi.  Ertesi gün, dağ sırtlarında buzlanmış  patikalardan yürüyerek  Hinku vadisine geçip  yeniden orman içine indik. Bambu ve çam ormanları içinden, gri gökler altında hafif  bir çisenti ile yürüyerek Kothey (3500 m) denilen şahane bir yerde kamp yaptık, sakin ve yeşil. Tüm gece yanımızdan akan Hinku Khola nehrinin çağıltısı huzur verdi. Artık dağların içine doğru yaklaşıyorduk. Çıplak, otluk alpin arazideki 8-10 teahouse’luk bir yerleşim olan Tagnag’a (4200 m) vardığımızda artık Himalaya’nın bağrında olduğumuz hissediliyordu. Çevremizde 6000 metrelik zirveler olan Kyashar, Kusum Kangguru ve Mera’nın yalçın kaya- buz duvarları ve buzulları uzanıyordu.

Ertesi gün buzul gölleri ve dereler yanından yürüyerek bir dağ çukuruna kurulmuş olan  Khare’ye (4800 m) vardık. Khare sadece trekçiler ve Mera Peak tırmanışı için varolan bir kamp alanı, 10 kadar sefil, kirli lodge’dan oluşuyor. Burada geçen iki aklimatizasyon gününde biraz temizlendik, düzene girdik ve civardaki 5200-5300 metrelik kayalık zirvelerde basit tırmanışlar yaptık. Mera tam karşımızda dev bir yığın olarak yükseliyor; tırmanacağımız rota kayakla bile  tırmanılabilecek kadar yatık, uzun bir buzul platosu. Himalaya’da tırmanılabilecek en kolay 6500 metre civarı dağ Mera, bu nedenle de çok popüler ve her milletten, her tecrübede  adamı bulabiliyorsunuz. Sert mizaçlı Çekler, sersem ve manasız İngilizler, kendini bir şey sanan Amerikalılar, ciddi davranışlı Almanlar!  Mera Peak, aynı bizim Ağrı Dağı gibi basit ama yüksek bir kar zirvesi, rota genelde kar ve yatık buzul üzerinde yürüyüş içeriyor ama Everest-Himalaya kütlesinin güneyinde olduğu için, taa Cho Oyu’dan Kangchenjunga’ya kadar harika bir zirve manzarası var.

Sonuç olarak, başka ekiplere ait birsürü hamalla beraber yatık bir buzulun üzerinden yürüyerek Mera-La geçidi’ne (5400 m) çıktık ve zirve için kampımızı burada kurduk. 20 Ekim sabahının çok erken saatlerinde Dawa ile yola çıktık ve Mera’nın normalde kullanılan 6100 metredeki  yüksek kampını kullanmadan, 5 saatte zirveye ulaştık. Hava sıradışı açık, çok güzel bir zirve günü, tüm Himalaya manzarası bizim..  

Mera Peak’e çıktığımız aynı gün kampımızı Mera-la geçidinden toplayarak  doğudaki Hongku vadisine indik ve otluk Kongma Dingma (4700 m) kampında geceyi geçirdik. Ertesi gün  bana Tibet’i çok anımsatan çorak ve otluk  vadiden, Chamlang ve Peak 41 dağlarının tabanından geçerek Seto Pokari (5050 m) kampına vardık; hemen altımızdaki büyük buzul gölü ile şahane manzaralar vardı. Hava ekim ayının sonu olduğu için  her geçen gün soğuyordu ve hergün daha da eksi derecelerde yaşıyorduk; hergün daha da çok yerde buzlanma görüyordum. Ama hava bu nedenle daha da oturmuş, kuru ve açıktı, istisnasız her gün mavi gök bizimleydi. Karşımızdaki Everest ve Lhotse’den yaklaşan kışın Jetstream rüzgarlarının savurduğu kilometrelerce uzunluktaki yoğunlaşma bulutları doğuya uzanıyordu.. büyüleyici bir yer, etkileyici bir manzara!

Böylece, Hongku Buzulu kıyısında yarım günlük yürüyüşle Baruntse Ana Kampına (5450 m) 22 ekimde ulaştık. Yemyeşil ve durgun bir buzul gölünün kıyısındaki donmuş Baruntse ana kampı, olabilecek en manzaralı ana kamp bence. Buradaki amacımız dağımıza tek seferde tırmanmak, yani alpin stilde.. Ama öncelikle ana kampta bir Puja töreni yaptık; şansımıza aşçı yamağımız 11 yıl manastırda kalmış bir rahipti. Böylece dağın tanrılarından sağ salim gidişimiz için izin alındı ve rengarenk dua bayrakları dört yana çekildi, aşağıdan taşınan özel kokulu tütsü bitkileri ve tütsülerle ateş yakıldı. Yol açıktı artık, dağ tanrıları bizim yanımızdaydı!

Ana kampta tam bir tam gün dinlenmeden sonra, 24 ekimde Baruntse tırmanışımız başladı. Tüm çadır, gaz, yiyecek vb. donanım sırtımızda, Dawa ile önce çarşaklı buzul arazisinden geniş bir buzula girdik. Alex ve Julia da rehberleri Pemba ile beraber bizimle yola çıktı; onların amacı 1. kampı kurup ana kampa geri inmek.. Buzulu bitirince 150 metre kadar 55-60 derece buz tırmanışı içeren West Col  / Baruntse Batı Geçidi’ne  tırmandık. 6100 metrede, kıyısından Makalu dağının gözüktüğü, büyük çatlakların olduğu geniş buzul platosunda kamp kurduk. Şahane günbatımında Makalu kankırmızı parlıyor. Kısa bir gece olacak…

25 ekim sabahı saat  01.44’te  hareket edip Baruntse’nin güneybatı sırtına yükselmeye başladık. Karanlıkta derin buzul çatlaklarından atlıyorduk. Hava gerçekten çok soğuktu ve şafaktan önce buz gibi bir rüzgar esmeye başladı. Dağ boş ve karanlıktı; rotada yalnızdık! El ve ayaklarımız çok üşüyünce 6300 metredeki ikinci kamp yerindeki boş çadırlardan birine girip 3 saat kadar bekledik- çadırın çıplak, buz gibi zemininde bivak, acımasız bir bekleme.. Şafakla beraber rüzgar oldukça azaldı ve biz de yine hareket ettik. Yaklaşık 30 metrelik dikey bir buz etabını takiben dağın sırtına çıktık. Kar bir sert bir batak giderken, geniş bir kar omzuna yol verdi; güneşin bize gelmesiyle ortam biraz ılınsa da, sert bir rüzgar vardı ve ısı yine de eksi yirmi dereceler civarıydı.. Soğuk bir ekim sabahı… yoksa kasım mı? 

Bir kar sırtı olarak başlayan rota 6800 metrelerde keskin bir kılçık ve buz sırtına dönmeye yüz tuttu. Her iki tarafın da binlerce metre uçurum olduğu etaplarda iple tırmanıyorduk. Birçok yerde 65 derece ve bazen daha dik eğimli sert kar ve buz vardı ama bizden önceki hafta çıkan ekiplerden kalan sert ayak izleri tırmanışı kolaylaştırıyordu. Sonunda zirve kulesi olduğunu tahmin ettiğim  bembeyaz piramidi görüne ‘Oh be, 15 dakikada varırız zirveye’ derken, süre  giderek 1 saate uzadı, meğerse bu etap yüzlerce metrelik orta eğimli bir buz yamacı imiş.. Ve beklenen son: yukarı gidecek daha fazla yer yok, keskince bir sırttan oluşan zirvedeyiz. Harika! 7244 metreden manzaramız kuzeydeki Everest ve Lhotse’nin muhteşem güney duvarı, doğuda Makalu ve Kang, batıda Cho Oyu gibi 8000’likler ve daha birçok Himalaya dağı, buzullar, morenler.. Sert rüzgarda, zirveye kazıklarla bağlanmış dua bayrakları patırtılarla çırpınıyorlar. Birkaç fotoğraf çekiyoruz ve iniş. Birkaç saat boyunca dağdan hızlı hızlı iniyoruz, öğleden sonranın ilk saatlerinde kampımızdayız. Yorulmuşuz. Biraz dinlenme, sıvı alımı ve  herşeyi toparlayıp ana kampa inişe başladık. Böylece, akşam güneş tepeler ardında kaybolurken betonlaşan bacaklarla ana kampa ulaştık. Daha dün ana kampı terketmiştik.

Bu ve takip eden birkaç gün içinde zirveye çıkan tek ekip biz olduk. Bizim Meksikalılar bir türlü tırmanmaya girişmediler; hava biraz bozar gibiydi ve giderek soğuyordu. Her geçen gün yanımızdaki buzul gölü daha da kalın  buzla kaplanıyordu. Neyse, sonunda biraz da gönülsüzce yola çıktılar ve 6400 metreden geri döndüler. Biz ise bu esnada ana kampta dinleniyor ve zaman geçiriyorduk. Ben tam bir veterean misali, donmuş gölün kıyısında, MP3çalarımda metal dinleyerek dolaşıyor, kayalarda  boulder filan yapıyordum, uzun uzun dağları seyrediyordum. Meksikalıları beklerken Dawa ile beraber, kampın güneyinde yükselen çift zirveli, 5700 metre yüksekliğindeki kaya zirvesine çıktık. Kolay gözükmesine karşın garip ve çürük, dik kaya etaplarında serbest tırmanış yaparak.. Ana kampımızdaki (puja töreninden kalan) tüm dua bayraklarını da oraya çıkardık ve zirveyi donattık, ufak bir törenle dağımıza teşekkür ettik.. Bu bir tür hac gibi oldu bize. Dawa benim budist olmadığımdan bir türlü emin olamıyordu!  

Ve sonunda Meksikalılar da,  zirveye çıkamadıklarından dolayı hafif tertip kalpleri kırık olarak dönünce ana kampı toparlandık. 14 hamalımızla  beraber, 5850 metrelik Amphu Laptsa geçidini aşıp Chukkung vadisine inmek uzere, önce Amphu Laptsa geçidinin güneyindeki buzulun tabanında bir kamp yaptık (5500 m). Ortam çok güzeldi; donmuş göller, buzullar.. İsviçre Alplerinde gibi hissettim kendimi hatta!

Güneyinde dik ve basamaklı bir buzul geçişi, kuzeyinde ise birkaç yüz metre kayalıktan ip  inişi gerektiren geçidi hamallarımızla beraber aşmak gerçek bir macera oldu. Dawa  ve bir diğer Sherpa rehber önce hamallara ip hattı döşedi,  ardından da tüm yükleri uçurumdan iple sarkıtarak öbür yana aktardı. Geçit gerçekten de dertli bir yerdi; bölgedeki İsland Peak gibi popüler dağlardan daha zor olduğu kesin! Hamallarımız çok güçlüler ve övgüyü hakediyorlar; bu kadar zor bir geçitten bu şartlarda geçmek, hamal için çok zor ve tehlikeli bence. Tabi Dawa’nın da onlara hat döşemesini ve yükleri indirmekteki yardımını unutmamak lazım.

Sonunda tanıdık topraklar: Everest bölgesindeki Chukkung vadisinden geçerek  bilindik Dingboche yerleşimine (4340 m) indik. Akşamlarımız hamallarımız varışını beklemekle geçiyordu. Tırmanış ve trek bitiyor ya, herkes mutlu.. Dingboche’den Everest Ana Kampı rotasına birleşip, Pangboche ve Tengboche yerleşimlerinden geçerek, Namche (3440 m) ve Phakding (2500 m)’de lodge’larda  yatarak bir sefer daha Lukla’ya ulaştık. Hamallarımız yürüyüşün son birkaç günü boyunca her gece içki içip bol şarkı söyleyerek dağıttılar. Lukla’da hepsine bahşişlerini verip kucaklaşarak vedalaştık. Alışmıştık be..

Böylece Baruntse’ya alpin stil tırmanırken, Himalaya’da, Everest, Lhotse ve Makalu Dağları arasındaki bölgede neredeyse  100 km.’yi geçen bir yürüyüş etabını  tamamlayarak daireyi ve hesabı kapatmış olduk!

Bu dönemde Khumbu boğazında, Pumori ve Ama Dablam gibi dağlarda kimseye zirveye çıkmak nasip olmamış; nedense bizim tarafta az ve sert kar varken o tarafta derin kar varmış ve ölümlü kazalar da olmuş. Yazık, şans işte. Dağ bu, ne yapacağı belli olmuyor- şans eseri tam tersi, bizde hava kötü olabilirdi.

Lukla’da tek ufak meselemiz, o hafta Katmandu’ya sis ve kötü hava nedeniyle hiç uçuş olamadığı için  iki gün beklemek oldu.. Yüzlerce Batılı turist stres ve sıkıntıdan birbirine girer,  Katmandu’dan ülkelerine dönecekleri uçaklarını kaçırmanın derdi ile kavga ederken, biz de Dawa ve Alex ile tanıdık ufak Sherpa  kafelerinde bol taze momo (etli Tibet mantısı) ile karnımızı doyurup, kıyasıya bilardo oynuyorduk! Dawa bilardoda  da, tırmanışta olduğu kadar güçlüydü; hepimizi hacamat etti. Fırsattan istifade yorgun bacaklarımızı da güzelce dinlendirdik..Ne de olsa bilardo, front-point buz tırmanışı kadar yorucu değildi.

Dawa ile Katmandu’nun içinde berbat bir restoranda patates kızartması tabağı başında, bir sonraki sefer beraberce nereye çıkacağımızı tartışıyorduk. Bakalım – Dhaulagiri mi, Makalu mu, yoksa başka bir büyülü 7000’lik mi!

Himalaya’nın tüm enerjisi ve güzelliği sizinle olsun…

Nerede Kalınır

Bizim Gezginleri Sizin Tesislerde Ağırlamak İstiyoruz. Tesisinizin yerini ayırmak istemez misiniz?
Bizim Gezginleri Sizin Tesislerde Ağırlamak İstiyoruz. Tesisinizin yerini ayırmak istemez misiniz?ANKARA