KULLANICI GİRİŞİ

KAYIT OL
AYVALIK KÖRFEZİ, BALIKESİR, BEN1GEZGİNİMGİRESUN ADASI, GİRESUNGÖKKAYA KOYU, KAŞ, ANTALYA, GÜNER ZORLUERKİLİSE, SİVRİHİSAR, ESKİŞEHİR,ÖzgürCE Photography (Özgür Salcan)SÜMELA MANASTIRI, TRABZON, GÜNER ZORLUER

Sayfamız Türkiye'nin en büyük tanıtım ve doğa sporları sayfası olup ülkemiz tanıtımına hizmet etmektedir. Gezginlerin gönüllü destekleriyle arşivimiz her geçen gün büyümektedir. Henüz gezi faaliyetleri yapmamaktayız... Üye olup yazı veya fotoğrafla siz de destek verebilirsiniz...

Doğadan öğrenmek, Kızılırmak Deltası

Doğadan öğrenmek, Kızılırmak Deltası

 

“Söyle bakalım, ‘delta’ nedir?” şekline kulağımda yer eden bir coğrafya sorusunu ezberden “Akarsuların denize döküldüğü yerlerde taşıdığı alüvyonların birikmesiyle oluşan verimli arazilerdir.” şeklinde cevaplarken, bu ezberi bilgilerin benim için önemi, pek çok öğrencide olduğu gibi, karneye geçecek iyi bir nottan öteye geçmiyordu. Bir deltanın, alüvyonun, verimli toprakların gerçekte nasıl bir etki yarattığını görmek içinse, yıllar sonra yolumun Samsun-Bafra’daki Kızılırmak Deltası’na düşmesi gerekiyormuş…

Delta, yunan alfabesinin “Δ” sembolüyle gösterilen dördüncü harfidir. Eski yunanlı tüccarlar Nil nehrinin denize döküldüğü yerde oluşan üçgen şekilli kara parçalarından dolayı bu oluşumlara “delta” adını vermişlerdir. Bazılarımızın boşa akan su olarak gördüğü akarsuların, geçtikleri yol boyunca topladıkları besin dolu kil, kum ve kaya parçacıkları da “alüvyon” olarak adlandırılmakta ve kıyı bitkileriyle beraber böylesi verimli arazilerin oluşmasında en önemli katkıyı sağlamakta.

Geçen nisan ayının son beş gününde gezme imkanı bulduğum alan Yörükler Beldesi’nden Doğanca Beldesi’ne kadar olan bir alanı kapsamaktaydı ve 56,000 hektara yayılan toprakların sadece %5’ini oluşturuyordu. Yaban Hayatı Geliştirme Sahası içinde olan bölgenin sunduğu doğal ve görsel zenginlikler karşısında nasıl bir hayranlık hissine kapıldığımı fotoğrafların da katkısıyla aşağıdaki gibi tarif edebilirim sanırım: Alan hem deniz hem tatlı su, hem orman hem de çayırlık ekosistemlerini bir arada bulundurmakta. Ekosistem çeşitliliği görülebilecek tür çeşitliliğini de beraberinde getiriyor. Ülkemizde yıl boyunca görülen 450’ye yakın kuş türünün 340’ını sadece bu alanda görebilmek mümkün. Bunlardan 140 tanesi alanda üreyen türlerden oluşuyor. Ayrıca nesli tüm dünyada tehlike altında olan 24 kuş türünün 15’i (Saz horozu (lat), Cüce Karabatak (lat), Tepeli pelikan (lat), Şah kartal (lat) vs.) burada görülebilir. Saz Horozları oldukça temkinli hayvanlar olup, kendilerini fazla gösterme heveslisi olmasalar da, masmavi gövdesi ve parlak kırmızı gagasıyla, yaşam alanı olan sarı-yeşil renkli sazlıklar arasında tropikal bir cennet kuşu görünümündedir. Tüm bu özellikleri sayesinde alan hem Önemli Kuş Alanı (Ö.K.A.) statüsü hem de “Kuş Cenneti” statüsü kazanmış durumda. Bununla beraber sazlıların arasından her an bir Yaban kedisi’nin (lat.) çıkabileceğini bilmek, ya da arazide gezinirken, daha siz fark etmeden sizi fark eden çakallarla göz göze gelebilme olasılığı da bu heyecanı ikiye katlamakta.

Yörükler Beldesi’nden “Yaban Hayatı Geliştirme Sahası”na ilerleyen karayolu üzerinde sağ tarafımda gövdeleri sular altında kalmış ağaçları gördüğümde ilk aklıma gelen yoğun geçen yağışlardan sonra arazilerin sele kurban gittiği olmuştu ama buranın bir subasar ormanı olduğunu sonradan öğrendim. Maalesef, ülkemizin de içinde bulunduğu ılıman kuşakta oldukça nadir olarak görülen subasar ormanları bakımından şanslı sayılan ülkemizin bu doğal değerleri de yeterince tanıtılmıyor ve de bilinmiyor. Galeriç Subasar Ormanı da Dişbudak ve Kızılağaçlar’ın hakimiyetindeki sıra dışı atmosferiyle pek çok ötücü kuş türünün kuluçkaya yatmak için tercih ettiği yerler arasında. Ayrıca bulunduğu arazilerin su kapasitesi ve buna bağlı yüksek verimliliği nedeniyle de arazi kullanım talebi baskısı altındadırlar.

İnsanların 40 yıl önce bakmaktan vazgeçtiği ve araziye salıverdiği evcil atların torunları bugün artık ‘yılkı’ olarak bilinen vahşi atlara dönüşmüş durumda. Yerel dilde “Gogo” denen bitkilerle kaplı çayırlıklarda yaşamlarını sürdürmekteler. Çayırlık araziye dağılmış küçük göletlerse saklı birer cennet gibi davranıyor. Düğün çiçekleriyle kaplı bu küçük su birikintileri görsel zenginlikleri yanında pek çok canlı türü için vazgeçilmez beslenme noktaları arasında yer alıyor. 

Maalesef pek çok doğal alanda olduğu gibi burası da insan-doğa çekişmesine sahne olmaktan kurutulamamış. Kaçak avcılık, usulsüz arazi kullanımı, tarımsal kirlilik gibi 2. dereceden baskılar arazi kontrollerinin ve düzenleme çalışmalarının artmasıyla eskisi kadar büyük sorun olmaktan çıkmışsa da en büyük tehlike halen devam etmekte. Kızılırmak üzerine inşa edilen HES ve barajlar suyun akış hızını keserek besinlerin denize taşınmasını engellemekte ve alüvyonların baraj göllerine birikmesine sebep olmakta. Besinleri taşıyan alüvyonların denize eskisi kadar çok ulaşmaması sonucu hem tür çeşitliliğinde bir azalma hem de delta arazisinde ciddi boyutlarda kayıplar gözlenmekte. HES ve barajlarda kullanılan teknolojiler bir şekilde doğayla uyumlu hale getirilmezse, gelecek kuşaklar için “delta”nın coğrafya kitaplarından ziyade tarih kitaplarından öğrenilecek bir terim olması da kaçınılmaz görünmekte… 

 

Barış KOCA

www.bariskoca.com

 

Nerede Kalınır

Bizim Gezginleri Sizin Tesislerde Ağırlamak İstiyoruz. Tesisinizin yerini ayırmak istemez misiniz?
Bizim Gezginleri Sizin Tesislerde Ağırlamak İstiyoruz. Tesisinizin yerini ayırmak istemez misiniz?ANKARA