KULLANICI GİRİŞİ

KAYIT OL
SÜLÜKLÜ GÖL, ADAPAZARI, SAKARYA, EROL AYANLARBODRUM, MUĞLA, EROL AYANLARAYANCIK, SİNOP, ALEV URHANBÜYÜK BUZUL, KAÇKAR, RİZE, UFUK BALCIDÜDEN ŞELALESİ, ANTALYA, EMRE GÜZELGÜN

Sayfamız Türkiye'nin en büyük tanıtım ve doğa sporları sayfası olup ülkemiz tanıtımına hizmet etmektedir. Gezginlerin gönüllü destekleriyle arşivimiz her geçen gün büyümektedir. Henüz gezi faaliyetleri yapmamaktayız... Üye olup yazı veya fotoğrafla siz de destek verebilirsiniz...

DÜNYANIN İNANILMAZ DALIŞLARI, YASEMİN DALKILIÇ

Proje Günlüğü – 10 Haziran 2012: “Mağaralar, Tüneller ve Kavisler”

Kuzey Florida Keys sularının mercan kayalıklarında karşılaştığımız yüzlerce mağara, geçit ve tünelde dalarak çok eğleniyor, hayran kalıyoruz. Bu yerler 6-8 metre derinlik ortalaması ile oldukça sığ ama olağanüstü mercan oluşumu, batıkları ve bereketli sualtı canlıları ile ünlü. Tahmin edebileceğiniz gibi bu kadar sığ olması sebebiyle yüzyıllar boyunca hazine dolu İspanyol kalyonlarından, pekmez varilleri taşıyan ve dolayısıyla ünlü Molasses Reef’ine isim veren iç savaş gemisine kadar pekçok gemi burada battı. Okyanusların karşı karşıya kaldığı ekolojik dengesizliğin dorukta olduğu bu dönemde bu bölge çok hassas bir dengeyi rahatça gözlemlememize sağlıyor. Yoğun tekne trafiği sonucu damir atılması ve dikkatsizce pervanelerin çarpması ile zedelenen mercanlar, asit yağmurları ve kasırgalar gibi pekçok zedeleyici durum ile karşı karşıya bu bölge. Bu yıl dalışlarımızda da bu sebeplerle, oldukça sık kötü hava ve bulanık sualtı gibi kötü şartlarla karşı karşıyayız. Fakat çok bol olan canlı çeşidi, miktarı ve mercan çeşitliliği sayesinde güzel sonuçlar alma konusunda ümitliyiz.

Proje Günlüğü – 12 Haziran 2012: “Batıklar”

Sevgili dostlar,

Geçen hafta büyük olaylarla doluydu. İlk olarak bir ekip toplantısı yaptık. 2 aydır ilk defa ekibimizin tamamı biraraya geldi. Önce Rudi’nin büyük ustası olduğu şarap ve çeşitli otlarla pişirilen deniz ürünü ve tavuklu İspanyol pilavı (paella) ile başladık. Bunun yanında birkaç şişe Rioja İspanyol şarabı ve bir şişe, trakyadan çok güzel bir Türk şarabı içtik. Ardından iyice ayılmak için kahvemizi içip konularımızı konuşmaya başladık. Nick Pasifik’te Papua Yeni Gine’den daha yeni dönmüştü, orada da hava burada Atlantik’te olduğu gibi kötü, deniz bulanıkmış. Genelde bu bölgede pek rastlanmayan bir durum. Dolayısıyla bu mesafeye tüm ekibimizle yakın zamanda bir seyahat planlamanın anlamsız olduğuna, istediğimiz görüntüleri alamayacağımıza karar verdik. David, Batı Karayip bölgesindeydi, dalış cenneti olan Cozumel’in bile yavaş yavaş düzelmeye başladığını ama oranın da kötü görüşten etkilendiğini söyledi. Projemiz ile ilgili de programın gerisinde kaldığımızı hatırlayarak en son çekmeyi planladığımız “Batıklar” ve “Mağaralar” bölümlerini ilk iki bölüm yapmaya karar verdik.

Ancak görüntülemeyi planladığımız batıklar oldukça derin. 30-50 metre arasında ve bu derinlikte genellikle görüş daha sığ mercan kayalıklarına göre çok daha iyi. Aynı şekilde gitmeyi planladığımız mağara sistemlerinde de genellikle görüş 40 metrenin üzerinde. Ama iyi haber kötü habersiz gelmiyor tabii. Bunlar şüphesiz çekeceğimiz en zor bölümler olacak. Bu nedenle ilk planımız bu bölümleri sona bırakmaktı. Böylece diğer bölümlerde yaptığım dalışları antrenman olarak kullanıp bu zor dalışlara hazırlanacaktım. Ekibimiz de aynı şekilde prosedürlerimize iyice adapte olmuş zor dalışlara hazırlanmış olacaktı. Bu bölümleri öne alıyor olmamız sebebiyle geçen hafta antrenman zorluğumu ve yoğunluğumu ciddi miktarda arttırdım. Bir örnek vermek gerekirse, bir Batık bölümü çekiminde çok muhtemelen her dalış günü 30-45 metre arası derinliklere 20-30 tane dalış yapacağım. Batığın bir noktasına dalış yaptıktan sonra akıntı muhtemelen 80-100 metre ileride yüzeye varmama sebep olacak. Bir sonraki dalışım için başlangıç noktasında geri yüzmem, bunu da tekrar tekrar yapmam gerekecek. Bu da neredeyse imkansız olacak derecede yorucu bir iş. Bu nedenle yüzey güvenlik dalgıçlarımız çıktığım noktada beni karşılayıp başlangıç noktasına gitmeme yardım edecek ki bir sonraki dalış için biraz dinlenebileyim o sırada. Bu kadar dalışı tamamlamak için derin dalgıçlar muhtemelen 3 saatlik bir dalış yapacak, bunun 45-60 dakikasını dipte geçirip ardından uzun bir dekompresyon yapmaları gerekecek. Ertesi gün aynı şeyleri baştan tekrar edeceğiz. Oldukça zor olmasına karşın programımızı çok aksatmamak için en iyi seçeneğimiz bu bölümlerle başlamak. Bu nedenle geçen haftasonu 2 tane batığa gidip malzememizi, prosedürlerimizi, su kalitesini test ettik. 3 fotoğrafta 1942’de Key Largo açıklarında bir alman u-boat denizaltısı tarafından batırılan bir İngiliz gemisi Benwood’u göreceksiniz. Daha derin fotoğraflar da Spiegel Grove gemisinden. Boyu 156 metre olan bu koca batık dünyanın en büyük yapay resifi olarak biliniyor. Spiegel 2002 batırıldı ve amaç dibe baş yukarı bir şekilde oturmasıydı ama malesef yan yattı. 3 yıl sonra Dennis kasırgasının inanılmaz dalgaları 40 metre derinlikteki bu gemiyi bile etkileyerek başta planlandığı düz duruma getirdi. Göreceğiniz gibi müthiş güzel bir bebek “Goliath” orfozunu takip ediyorum bu batıkta. Fotoğraftaki muhtemelen 3 yaştan daha genç ve 130kg civarında.

Herşey planladığımız gibi giderse “Batıklar” bölümümüzü en fazla 5 hafta içinde tamamlayacağız, ve emin olun, kaçırmak istemeyeceksiniz. Bir sonraki yazımızda buluşmak üzere.

Proje Günlüğü – 2 Temmuz 2012: “Hayatımın en zor dalış günü!”

Herkese merhaba,

Geçen yazımızda “Batıklar” bölümünün en zoru olacağını yazarken kendim bu sözlerin ne derece doğru olduğunu farkında değilmişim. Haftasonu iki gün USS Spiegel Grove batığında daldık ve hayatımın en zor dalış günleriydi diyebilirim. Spiegel 156 metrelik boyu ile dünyanın en büyük yapay resifi, batırılmadan önce de deniz kuvvetlerine ait, daha ufak askeri gemilerin arkasında açılan platformdan yüzerek tamir için bu geminin içine girip vinç ile kaldırılabildiği bir gemiymiş. Hatta ayni zamanda 8 tane helikopter, tır, tren vagonları gibi taşınması veya tamir edilmesi gereken herşeyi üzerinde taşıyabilirmiş. Bundan geminin ne kadar büyük olduğunu anlayabilirsiniz. Bu batık şu an Key Largo açıklarında inanılmaz yüksek akıntı olan bir noktada duruyor ve görüş de oldukça az. Akıntı o kadar fazla ki yüzeyden ayrılıp geminin 28 metrede başlayan güvertesine ininceye kadar çok rahat 70-80 metre yatay yol alıyorum. Gemiden uzaklaşmamak için de çok büyük efor sarfediyorum. Gemiye ulaşınca da çoğu zaman geminin üzerindeki parmaklık gibi yerlerden tutunarak ilerlemem gerekiyor. Bu kadar büyük bir gemide bu şekilde yol almak da inanılmaz yavaş. İşin en kötü yanı iyi bir oryantasyon sağlayamamak. Geminin bu kadar uzun olması ve görüşün çok az olması sebebiyle nerede olduğumu anlamak epey vakit alıyor. Yüzeyde bomboş maviliğe bakarken de daldığımda istediğim yere varmayı hesaplamak imkansız gibi birşey. Dün nihayet geminin burnundan 43 metrede dibe varabildim ama 150 metrelik bir dalış yapmış gibi hissettim. Müthiş zor ve yorucu bir dalış günüydü ama bir o kadar da eşsiz bir deneyimdi. Bu gemide dalana dek ne kadar devasa bir kitle olduğunu gözününüzün önüne getirmek mümkün değil. Dev kitlesi, gizemli yapısı ile inanılmaz etkileyici bir görüntüye sahip. Birkaç dalış daha tamamlayınca USS Spiegel Grove batığından inanılmaz görüntüler içeren bir videoyu yakında sizlerle paylaşacağız. Bu gerçekten dünyanın inanılmaz bir dalışı.

Proje Günlüğü – 2 Eylül 2012: “Hayallerim gerçek oluyor!”

Küçükken üç büyük şey beni inanılmaz şekilde etkilemiş ve dalışın hayatımın büyük bir parçası olacağına karar vermeme sebep olmuştur. Bunlardan ikisi, tabii ki “Derinlik Sarhoşluğu” filmi ve “Kaptan Cousteau”. Üçüncüsü? Annem ve babam daima National Geographic dergisinin sadık abonelerinden olmuşlardır. 1986’da, 7 yaşındayken bir yeni sayısı eve geldi ve burada Aquarius Yaşam Yeri ile ilgili bir yazı okudum. Bir küçük kızın 1001 gece masallarındaki prensesleri okuduğundaki heyecanı ne ise, bunu okurken ben de en az o heyecanı yaşadım.

Aquarius Yaşam Yeri nedir? Bu bir sualtı yaşam yeri, bir sualtı evi bir bakıma. Burada dalgıçlar günler belki haftalarca sualtında yaşayıp karaya adım atmıyor. Bu sayede başka türlü mümkün olmayacak, sualtını, hayvanları, mercan kayalıklarını kesintisiz bir şekilde inceleyebildikleri bilimsel araştırmalar ve deneyler gerçekleştiriyorlar. Aynı zamanda sualtının havasızlık ve yer çekiminin azalması sonucu uzaya en benzer şartları sağlaması sebebiyle, burası astronotların eğitimi için de kullanılıyor. Ortalama bir görevde dalgıçlar (Aquanaut’lar) Aquarius yaşam yerinde 10-14 gün geçiriyorlar. Günde 5-6 saat dalıp, sualtı üssüne dönüp yiyip uyuyup ertesi gün yeniden dalmaya hazır oluyorlar. Müthiş birşey!

7 yaşında bununla ilgili yazıyı okuduğumda sualtında yaşayabilmek bir kavram olarak inanılmaz gelmişti bana. Yıllar boyunca rüyalarımı süsledi, hayallerini kurdum. Odamdaki çadırımın Aquarius üssü olduğu ve buradan evin içine dalış görevlerine gittiğimi hayal ettiğim oyunlar oynardım. Fakat tüm bu yıllar boyunca hiç bunun nerede olduğuna dikkat etmemiştim. Çünkü benim için o kadar uzak bir yerdeydi ki asla ve asla burada bir gün dalmayacaktım. Ta ki birkaç ay once Aquarius ile ilgili yeni bir haberi okuyana kadar. Bu yerin burnumuzun dibinde ve hala fonksiyonel olduğuna inanamadım!!! Teknemiz ile üzerinden bilmeyerek geçerek dalışa gitmiş bile olabilirim, o derece yakın. Bunu öğrendiğimdeki mutluluğumu tahmin edemezsiniz. Küçüklük hayallerimi süsleyen ve dalmamın en büyük sebeplerinden biri olan bu yerde dalabileceğim.

Fakat bu sefer haberlerde olmasının sebebi heyecan verici yeni bir görev değil malesef. Aquarius dünyada en uzun süre devam eden sualtı yaşam yeri projesi olduğu gibi aynı zamanda, benzerleri arasından geriye tek kalan. Bütçe kesintileri sebebiyle görevine devam etmemesi ve kapanması söz konusu. Devam edebilmek için yeni bir sahip arıyor. Biz de bu inanılmaz yere ilgi çekmek için üzerimize düşen rolu oynamak istiyoruz. Bu bölümde sizi bu yaşam yerinin içine taşıyacağız ve bu kompleks operasyonun tüm detaylarını ve destek ünitelerini göstereceğiz. İnanılmaz bir bölüm olacak bu!

Proje Günlüğü – 5 Kasım 2012: “Kasırga, kötü hava ve genel olarak tatsız bir dönem”

Projemizi takip edenlerden son zamanlarda eskisi kadar sık yazmadığım için özür dileyerek yazıma başlıyorum. Müthiş bir şanssızlık içinde daha çok kötü hava sebebiyle 2 aya yakın zamandır doğru dürüst dalış yapamadık. “Batıklar” ile ilgili bölümün (yayınladığımız 7 dakikalik versiyon bu bölümün fragmanı niteliğindedir) tüm çekimlerini Ağustos sonunda tamamladıktan sonra “Mağaralar” bölümünün çekimlerine hazırlanmıştık, bu sırada da Aquarius sualtı yaşam yerinde çekim yapacaktık. Kulağa gayet basit geliyor bu plan fakat gerçek bundan çok uzaktı malesef.

“Mağaralar” bölümü için dünyanın en iyi mağara sistemlerine sahip bölgeleri arasında olan 3 yer seçmiştik. 2 tanesi karada, tatlı suya sahip, kuzey Florida’da yer alıyor, diğeri ise Meksika’da Yukatan yarımadasında. Bunun dışında Bahama adaları olan Abaco, Andros, Exumas ve Eleuthera da müthiş mağara sistemlerine sahip. Yaz sonu genelde Bahamalar dalgalı ve esintili bu nedenle Meksika ve Kuzey Florida’da çekimlere başlamayı planlamış, Bahamaları havanın daha sakin olduğu zamana bırakmıştık. Fakat bu yıl Karayipleri etkileyen inanılmaz yağmurlar bu ihtimali yok etti. Tatlı su mağaralarında dalış için rüzgar veya dalga gibi endişeler taşımak gerekmiyor fakat yağmur çok kötü etkiliyor. Genelde 90 metreye ulaşan görüşe sahip olan bir tatlı su bölgesinde görüş 1-2 metreye düşebiliyor, bu sayede mağaralar müthiş tehlikeli hale geldiği gibi çekim imkansız oluyor. Normal bir yağmur büyük mağara sistemlerini pek etkilemiyor ama arka arkaya domino etkisi ile geldiği zaman bu yerler haftalarca, bazen aylarca dalınamaz olabiliyor. Florida ve Yukatan’da Haziran’dan Ekim’e kadar bu durum söz konusu oldu. İki kez Meksika’ya seyahat planladık, biletlerimizi aldık ve ardından iptal etmek zorunda kaldık. Mağara dalışlarının çok riskli olması çeşitli işler için çok talep gören en profesyonel dalgıçlarımızı kullanmamızı gerektiriyor ve bu mağara ekibimiz bizim için işlerini defalarca askıya almak durumunda kaldı. Bu iki iptalin ardından ancak sene başında onlarla tekrar dalabileceğiz.

3 hafta önce tatlı su mağaralarının planımızın parçası olmak için işbirliği yapmayacağını farkettikten sonra planımızı Bahamalar’da çekim yapmak üzere değiştirdik fakat tam bu sırada kasırga sezonunun çoktan bittiğini herkesin tahmin ettiği bir noktada birden Sandy kasırgası ortaya çıktı ve hava idare eder halden korkunç bir hale dönüştü birden. Kasırga sezonunda buralarda yaşamış olmayan, özellikle benim gibi Akdeniz havasına alışık kişiler için bu doğal afetin yüzlerce mil uzaktaki yerleri bile nasıl etkilediğini anlamak çok zor ve garip. Bizden çok uzakta Doğu Karayiplerde bu kasırga daha oluşurken burada, Miami’de hava inanılmaz kötü hale gelmişti bile. Kasırga daha Jamaika’dayken dalga boyu 3-4 metreydi ve bize yaklaştıkça dalga ve rüzgar inanılmaz bir hız kazandı. New York’tan ayrılana kadar da burada yağmurlar hiç kesilmedi. Bahamalar’da dalmamız veya seyahat etmemiz mümkün olmadığı gibi bu sırada teknemiz aşırı yağmur ve rüzgardan hasar gördü, sintine pompalarını ve ıslanan benzin enjeksiyon sistemini değiştirmemiz gerekti.

Peki Aquarius? Bu dram devam ederken Aquarius’ta dalışlara devam etmeye çalıştık fakat Aquarius’un da çok sıkı kuralları var malesef. Burada çok az kişiye verilen çekim iznini aldık fakat iznimizin bir şartı çekimleri ancak Aquarius personelinin burayı kullanmadığı zamanlarda yapmak. Fakat kötü havanın dalınabilir günleri epeyce azaltmış olması ve sponsor arayışı içinde olan Aquarius ekibinin devamlı ziyaretçileri olması dalabileceğimiz günlerin çok sayılı olmasına sebep oldu. Kısaca inanılmaz bir negatiflikler zinciri ile üç farklı ülkede farklı dalış yerlerinde çekimler planlarken inanılmaz bir şekilde hemen hemen hiçbirinde dalamıyoruz. Şimdi teknemiz iyi, şartlar yavaş yavaş düzeliyor. Ümid ediyorum ki gelecek hafta dalışlara dönüp çok kısa zaman içinde ikinci bölümümüzü tamamlayabileceğiz. Bizi takip etmeye devam edin.

Proje Günlüğü – 16 Kasım 2012: “İnanılmaz Sualtı Laboratuvarı Aquarius’un içinden”

Sevgili dostlar,

Aquarius’ta çekimlerimizi bitirmeye hazırlanırken size bu yerin içini göstererek iştahınızı açmak istedim! Çok az kişiye sağlanan bu içeri girme ayrıcalığını yaşayabildiğimiz için çok mutluyum.

Aquarius silindir şeklinde bir yer, 13 metre uzunluğunda ve 6 metre çapında. Gördüğünüz çizim buranın planı hakkında size iyi bir fikir verecektir. Bir tarafta “giriş kapısı” var, daha doğrusu suya girip çıkmayı sağlayan bir havuz. Diğer tarafta da 6 tane yatak mevcut, arada yaşam ve çalışma alanı var. Bu ziyaretimiz sırasında 3 kişiydik, benim dışında bilim subayı Otto ve dalış subayı Roger vardı. İçerisi oldukça ferah geldi. Ama tabii ki eminim 6 kişi içinde yaşadığında o kadar ferah gelmiyordur. Rudi o gün sinüslerinde kötü bir tıkanıklık sebebiyle benimle içeri gelemediği için çok üzüldüm. Habitatın yüzeye devamlı bir bağlantısı var, sadece hava için değil tabii ama aynı zamanda, elektrik, klima, telefon iletişimi kablosuz internet gibi lüksler sağlıyor. Bir etkinlik sırasında haliniz ve enerjiniz kaldıysa telefonunuzdan facebook sayfanıza birşeyler yazabilirsiniz. Buna bağlantıya göbek bağı adını veriyorlar. Dalgıçlar her gün habitat dışında 6 saatlik ve bazen daha uzun görevlere gidiyorlar. “Eve” döndüklerinde heyecan içinde gördüklerini tartışıyorlar, değerlendiriyorlar, yemek yiyip dinleniyorlar. Fotoğraflarda göreceğiniz gibi üç tane oldukça büyük lomboz çevredeki canlıları seyredebilmemizi sağlıyor. Bunların arasında çok büyük barakudalar ve “Küçük Joe” adındaki kağlumbağa ve “Charlie” adındaki Goliath orfozu gibi isimiyle bilinenleri de var.

Aquarius’a yapılan görevler “saturasyon” görevleri olarak bilinyor, yani buradaki basınç dışarıdaki basınçla aynı bu nedenle giriş yerindeki su içeri girmiyor. Bu “Moon Pool” adı ile bilinen giriş havuzunun nasıl harika bir yer olduğunu tarif edemem. Bir adımda deniz altındasınız ve devamlı da orada balıklar yüzüyor. Saturasyon dalışlarının avantajı görev etkinliği sonuna kadar dekompresyon yapmak gerekmeden dalabilmek, çünkü dalgıçlar devamlı aynı basınçta çalışıyor ve yaşıyorlar, 15 metreye 10 gün boyunca dalmak gibi birşey. Görevin sonunda habitatın içinde basıncı değiştirerek 18 saat süren yavaş bir dekompresyon yapıyorlar. Yine bu sebeple Aquarius’a bir ziyaret, dalış niteliği taşıyor, yani içeride geçirdiğiniz süre dalış süresine ekleniyor ve burada dekompresyon yapmadan geçirilebilecek maksimum süre 80 dakika. Ziyaretçilere izin verilen süre de bu. Rudi’nin benimle gelememesini sebebi bu 80 dakikayı yüksek basınç altında geçirecek olması sinüslerindeki problemin devam etmesine ve daha kötüleşmesine sebep olabilmesi. Fotoğrafların tadını çıkarın, çok yakında bu dalışla ilgili videomuzu da ekleyeceğız.

Buradan Aquarius’un facebook sayfasını görüp beğenerek takip edebilir, bu inanılmaz yerin çalışmalarına devam edebilmesi için desteğinizi gösterebilirsiniz.

Proje Günlüğü – 29 Kasım 2012: “Dışarıdan birinin gözüyle Aquarius”

Varlığı artık reddedilemez küresel ısınmanın sonucu olarak 2012 yılının ilk aylarında karşılaştığımız gibi bir korkunç hava süreci yine başladı, bitmek bilmeyen bir şekilde devam ediyor. Bu denizlerde hayatı boyunca dalan Rudi Kasım-Ocak aylarında denizin ne kadar sakin ve güzel olduğunu söyler hep. Ama bu örneği verdiği yıllarda kasırga sezonu en geç Eylül ayında bitermiş. Oysa son yıllarda Kasım’a kadar devam ediyor. Kasırganın dinmeye başladığı aylar da havanın soğuduğu döneme denk gelince bir dinmez fırtına hali oluşuyor. Sandy kasırgasından 1-2 hafta önce başlayan kötü hava bir türlü dinmedi, her gün dalamadığımızın üzüntüsü, projemizi devam ettiremediğimizin sıkıntısı ile hiç ümit verici olmayan hava tahminlerini takip edip durduk. Nihayet Salı günü rüzgar ve dalga kabul edilebilir bir seviyeye düştü. İdeal bir seviye hiç değil ama kendimizi biraz zorlayıp dalabileceğimiz bir hava kesinlikle. Ancak iyi hava tahmini son anda ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıktığı için ekip üyelerimizin bize katılması mümkün olmadı fakat kalan çekimlerimiz için fazla bir desteğe de ihtiyacımız olmadığı ve riskli bir dalış olmadığı için ikimiz gitmeye karar verdik. Bu sırada çok iyi bir dalgıç ve denizci olan annem bizi ziyaret etmekteydi. Hem bir sualtı aşığı olması, hem de çocukluğumdan gelen Aquarius rüyalarımı en iyi bilen ve paylaşan kişi olması sebebiyle burada beraber dalmayı çok istiyordum. Rudi’yle çekimlerimizi tamamlamak üzere bir dalış yapıp ardından annemle ikinci bir tüplü dalış yapmak üzere plan yaptık. Bu haftaki yazımızı annemin kaleminden okuyabilirsiniz.

Proje Günlüğü – 17 Aralık 2012: 2012 yılı ile ilgili düşünceler…

Sevgili dostlar,

projeye başlamak üzere anlaştık ama sanki sadece birkaç ay evvelmiş gibi geliyor. Bu proje benim için yaptığım diğer çalışmalardan çok farklı idi. Dünya Rekorları söz konusu olduğunda aylarca aralıksız robot gibi antrenman yapar, dünyaya, olan bitene bakacak pek fırsat bulamaz sonra 2 haftada kasırga gibi bir tempoda dalışları rekor denemesini tamamlayıp projeyi sonlandırırdık. Bu projede ise daha önce gözümden kaçabilen pekçok büyük küçük olayı gözlemleyebiliyorum. Attığımız her adımı etkileyen olayların bu proje ile ilgili son derece yavaş yol almamıza sebep olması oldukça moral bozucu idi ama diğer yandan bir nefes alıp gelişen durumları görmek, dünyamızı ve herşeyden önemlisi kendimizi tanıyabilmek güzeldi. 2012’de gözlemlediğim birkaç şey şunlar:

Okyanuslarımız ölüyor

Artık inkar etmek mümkün değil, bu kabul etmemiz gereken kötü bir gerçek. Daldığımız heryerde sualtı yaşamı inanılmaz bir şekilde azalmış ya da yok olmuş durumda. Gezegenimizin %75’ini denizlerimiz kaplıyor ise ve biz bunu bu derece yok edebildiysek, okyanuslar bizi koruyan bir filtre görevi göremediği zaman bizim yaşadığımız çok daha küçük alanı tüketmemiz ne kadar sürecek? Dahası…

Küresel ısınma bir gerçek ve hava olayları kötü yönde değişmekte

Gezegenimiz her geçen gün daha sıcak bir hale geliyor, bu da okyanuslardaki hayattan dağların sağlığına, atmosferin kalitesine dek pekçok şeyi etkiliyor. Isınan hava sebebiyle kasırgalar hızla artıyor. Birkaç yıl önceye kadar çok net hava olayları, dönemleri vardı. Örneğin ilkbahar yağmurları, sıcak güzel havalı yaz mevsimi ve sakin denizli kış ayları. Bu normlar belki milyonlarca yıl devam etti. Fakat artık bunu söylemek mümkün değil yaz, sonbaharın kış ile çakışması sonucu kış aylarında dinmek bilmeyen fırtınalar oluyor. Baharda yeterince yağmur yağmıyor ve gezegenimiz bu değişimlere tahmini zor ve tatız bir şekilde cevap veriyor. Ama…

İnsanlar umursamıyor

Pekçok bilimadamı ve çevreci insan bu durum ile ilgili çaresizliğe kapılıyor fakat insanlığın çok büyük bir yüzdesinin hiç umrunda değil bu. Fakir ülkelerde insanlar hayatını sürdürebilme derdi ile savaş vermekle meşgul, zengin ülkelerde de insanlar hayatlarının materyalist kalitesini artırmakla meşgul. Kısacası ya bilinçsizlik ya eğitimsizlik sonucu gelecek nesilleri nasıl bir gezegenin beklediği umarlarında değil. Burada amacım alay etmek değil, gerçekçi olmak. Benim gibi pekçok kişi çevre sorunları ile ilgili seminerler düzenliyor ama her geçen gün daha az insan bunlara katılıyor. Bu tip amaçlara pekçok sponsor olan firma varken artık firmalar da bu tema ile eskisi kadar ilgilenmiyor çünkü dünyamızı kurtarma temasının modası geçti, eski haber oldu bu. Ben bu amaç için savaşmaya, gezegenimizi ve denizlerimizi kurtarmaya çalışmaya devam edeceğim ama acaba bu savaşta başarılı olabilecek miyim? Bu sebeple…

Keşif ve Macera filmlerinin neredeyse soyu tükendi

Bu konuya ilginin azalması sonucu üzerinde çalıştığımıza benzer filmlere ilgi azaldı. Projemize ilgi yüksek ama yıllar öncesine oranla bu temalarla ilgilenen insan sayısı çok daha az. Discovery Channel, National Geographic gibi büyük kanalların profiline bakarsanız programlarının çok büyük bir çoğunluğunun keşif ve macer ile ilgisi olmadığını, “Reality TV”nin genel içeriği oluşturduğunu görebilirsiniz. Yaptığımız tipte çalışmaların gerektirdiği, malzeme, personel ve ulaşması zor yerlere seyahatlerin gerektirdiği çok yüksek maddi manevi emek düşünüldüğünde yaptığımız bir risk aslında. Ancak…

Yaptıklarımız hala fark yaratıyor

Çoğunluk umursamadığı için izlediğimiz yoldan çıkmamamız çok önemli. Pekçok kişi hala söylediklerimize ve izlettiklerimize değer veriyor. Bu nedenle bu tip programlar yapılmaya devam edilmeli. Bu bizim manevi ve ahlaki görevimiz. Yaptığımız şey zor, riskli veya dönüşü az diye yapmaktan vazgeçmemeliyiz. Hala Cantek gibi mesajımızı insanlara taşımaya ve şirket olarak da yaptıkları ile bir fark yaratmaya kararlı firmalar var. Discovery veya National Geographic gibi devler daha çok reklam satabilmek için daha az önemli konulara konsantre olmayı tercih etse bile. Çok şükür herşeyin para anlamına geldiğini düşünmeyenler hala var. Bu nedenle…

Mükemmeliyetçilik önemli

Karşılaştığımız, projemizi geciktiren problemler sonucu kolay ulaşılabilen, kolay çekilebilen, nadir olmayan canlılar içeren bölümleri hızlıca hazırlamak yerine asıl amacımızı takip edip eşsiz yerleri ve canlıları görüntülemeyi seçiyoruz. Discovery ve National Geographic’deki sualtı programlarının çok büyük bir kısmının konusunun köpek balıkları olduğunu görebilirsiniz. Bahamalar’a son seyahatimizde 5 ayrı film ekibi köpek balığı çekimi yapıyor etraftaki çok eşsiz pekçok canlıyı umursamıyordu. Amacımız hergün televizyonda gördüğümüz ve bıktığımız sualtı programları yerine eşsiz sahneler ve yerleri paylaşabilmek. Mükemmeliyetçi olmak zor ama bizim için kabul edilebilir tek çalışma şekli bu. Belgeselimizin adı “Dünyanın İnanılmaz Dalışları” ve amacımız bundan aşağı birşey göstermemek. Ve son olarak…

Sabır en değerli meziyettir

Projemizde yavaş yol almak moral bozucu idi fakat bundan etkilenmek çok daha kötü olurdu çünkü negatif enerji yapılan herşeye yansıyor. Herkes için her alanda geçerli olmak üzere, sabırlı olmak, pozitif kalmak ve bu huzur ve pozitif enerjiyi işe yansıtmak, yaptığın şeyin tadını çıkarmak başarı için şart. Acele içinde iken sabır ile hareket etmek her zamankinden daha önemli.

Çok yakında ikinci bölümümüzü yayınlayacak ve “Mağaralar” bölümü ile ilgili çekim günlüklerimizi ve notlarımızı paylaşmaya başlayacağız. Bu inanılmaz görüntüleri paylaşmayı dört gözle bekliyorum…

http://www.yasemindalkilic.com/tr/enerjini-dogru-kullan (Detaylar için linki tıklayınız)

 

Yasemin Dalkılıç'ın izni ile yayınlanmıştır.

Nerede Kalınır

Bizim Gezginleri Sizin Tesislerde Ağırlamak İstiyoruz. Tesisinizin yerini ayırmak istemez misiniz?
Bizim Gezginleri Sizin Tesislerde Ağırlamak İstiyoruz. Tesisinizin yerini ayırmak istemez misiniz?ANKARA