KULLANICI GİRİŞİ

KAYIT OL
TORTUM ŞELALESİ, ERZURUM, GÜNER ZORLUERHİTİT ANITI, EFLATUNPINAR 2, KONYA, CEZMİ ÇOMTOPKAPI SARAYI, İSTANBUL, MEHMET OFLAZKARCAL, ARTVİN, UFUK BALCISASABEY HAMAMI, AKHİSAR, MANİSA

Sayfamız Türkiye'nin en büyük tanıtım ve doğa sporları sayfası olup ülkemiz tanıtımına hizmet etmektedir. Gezginlerin gönüllü destekleriyle arşivimiz her geçen gün büyümektedir. Henüz gezi faaliyetleri yapmamaktayız... Üye olup yazı veya fotoğrafla siz de destek verebilirsiniz...

PEAK LENIN (7134 M. ) KIRGIZİSTAN, NUDOĞAN AYDOĞDU

Bölge: Pamir/Trans Alay Dağları Kırgızistan
Tarihi: 20 Temmuz-13 Ağustos 2009
Hedefi: Peak Lenin zirve 7134m
20/07/2009
Nihayet çok merak ettiğim 7000m lik dağlardan birine daha tırmanma şansı doğdu. İş yerimden bin bir uğraşla aldığım izne hala inanamayarak, hazırlılarıma başladım. Aslında bu hazırlıklarım geçen yıl Korjinevskaya (7108m) çıkışından döndüğümden itibaren başlamıştı. Bunu anlatmak hep zor olmuştur, ama bir kez kendimi 7000m de bulduktan sonra sanki kanıma giren bir şeyler bunu tekrar tekrar yapmam için kimyamı zorluyordu. Dağlara vurulmak böyle bir şey sanırım. Neyse, dönelim hazırlıklara. İlk işim yüksek irtifa için son teknoloji kendinden tozluklu botlardan birini almak oldu, bunları kullanmak nasip olacakmıydı onu bile bilmiyordum, çünkü Türkiye’deki dağlar için fazlaydı. Sonra, önceki yılın tecrübelerine dayanarak eksik olan diğer bazı giyecek aksesuarlarını tamamlamaya çalıştım. Antrenman yapmayı hiç ihmal etmediğim için buna düzenli olarak devam ediyordum. Yurtiçi tırmanışlara katılmaya devam ettim. Sonuçta sırt çantasını takıp yollara düşene kadar hep bir eksiği varmış gibi hissediyor insan. Birde hafif olabilmek için muhteviyatı azaltma çabası var ki ihtiyacınız olmayacak her gramdan kurtulmaya çalışıyorsunuz. Bu da eksiksiz çanta hazırlamakla çatışan bir yaklaşım ama yapılması gereken maalesef böyle.
Hem ağlarım hem giderim. Önümde eşimden ayrı kalacağım, telefonla istediğim zaman arayamayacağım bir aya yakın bir zaman dilimi olacak. Bir taraftan zirveye çıkabilmek için mücadele edeceğim günler, diğer yandan özlem. Eh buna birde “gitmek var dönmek olmayabilir” analizi eklenince.
Konyadan, sırt çantamı otobüse verirken, muavinle “yok burasından tutma, yok o perlondan tutma kopar, şuradan tut şöyle koy” geleneksel istişaresini tamamlayarak ve vedalaşma merasiminide bitirerek otobüsün koltuğuna yerleştim. Artık Türkiye’den alacağım ne kaldıysa bunları İstanbul’dan tamamlayacağım. Eksikleri sonlara bırakmak her zaman büyük hata olmuştur o yüzden bunu yapmamaya çalışıyorum. Aslında eksiğimde yoktu ta ki kramponlarım yeni botlarıma olmayıncaya kadar. Bu işide Musadan ödünç alarak halletmek İstanbul’da olacak bir şeydi.
Otobüste bu dağda karşılaşacağım şeyleri düşünüyor, tırmanıp tırmanamaya cağımı düşünüyor ve yine yemek ve sularla ilgili olabilecek sorunları düşünüyordum. Çünkü önceki yıl neredeyse tırmanışın tamamında ishal olmuştum. Aslında en büyük korkumda buydu, kötü sağlığa uygunluk koşulları. Temelde bunu dağdan çok şehirde yaşıyorduk. Dağda sonuçta kendi imkanlarımızı kullanıyoruz. Aşağıdaysa başkalarının insafına yada alışkanlıklarının eline kalıyor insan. Neyse ki bu düşüncelerim çok uzun sürmedi çünkü gün boyunca çantamı hazırlamaktan yorgun düşmüştüm, birazdan gözlerimi kapatmıştım bile.

21/07/2009
Yollar bitmiş ve koca otobüs İstanbul’un trafik keşmekeşine girmiş sabah oradan buraya ulaşmaya çalışan araç denizinde ilerleyen balina gibi ilerliyordu. Uzun bir dur kalk yolculuğundan sonra Harem otogarına inmeyi başardık. Başardık diyorum çünkü bu trafikte bir ara, oraya ineceğimizden umudu kesmiştim. Servis, Taksi-dolmuş ve birazda yürümek kombinasyonundan sonra, geceyi geçireceğimiz spor tesislerine ulaştım. En sevindiğim şey çantamı bırakacak olmamdı çünkü hava oldukça sıcak, birde nemi eklersek olacakları düşünün benim gibi bir karasal iklim adamına. Herkesin toplandığı söylenemezdi doğrusu. Bende Musa ve Muazzez hanımla alışveriş işlerini halletmeye karar verdim bütün vaktimi orada gülle atanları izleyerek geçiremezdim herhalde. İstanbul’a her gidişimde sağda solda dolaşmak en sevdiğim aktivite olduğu için alışveriş bahane oldu. Öğleye kadar Bakırköy ve ......? (İşte böyle giderim ama unuturum) dolaştık bir şeyler aldık. Tekrar misafirhaneye gelip ortağım Hüseyin’le bir araya gelip yiyecek işini hallettik. Aslında Hüseyin hemen hemen tamamını çoktan en güzel şekilde halletmişti. Sadece ek birkaç şey aldık o kadar. Örneğin doğal, kaysı üzüm vs. İkimiz toplam 300TL gibi bir alışveriş yapmıştık bu faaliyette yiyeceklerimiz ve yemeyeceklerimiz içinde.
Akşama doğru birkaç eksik olsa da nihayet bir arada bir toplantıdaydık. Burada neler yapılacağı konusunda uzun uzun görüştükten sonra artık akşam kan ter içinde hurçlarımıza malzemeleri yerleştiriyor, 30kg limitini tutturmaya çalışıyorduk. Aslında takımın tamamı aynı dağa gitmiyor, 6 kişilik bir grup da Khan Thengri (7010m) dağına tırmanacak. Kısacası Asyanın ortasındaki bu Kırgızistan denilen ve denize kıyısı olmayan ülkenin biri kuzeyinde biride güneyinde olan iki ayrı dağına tırmanacağız. Belkide, atalarımızın yüzyıllar önce at koşturduğu bu ülke gerçekten bize kültürel anlamda çok yakındır ya da değildir bunu kendi gözlerimle görecek olmak beni şimdiden meraklandırıyor.
Yarın yolculuğa başlayacak olmanın heyecanını yorgunluğum bastırmıştı. Üzerimdeki kırgınlık hariç iyi bir gece için uykuya daldım.

22/07/2009
Sabah, bir kaç saat sonra gidecek olmamıza rağmen etrafta hala eksiklerini almak için alışverişe gidenler vardı. Öğleden sonra hep birlikte bir kaç fotoğraf çektirdikten sonra Havaalanına gitmek için eşyalarımızı minibüslere yükleyip yola çıktık. Köprüyü geçerken özleyeceğimiz manzaraya son kez bakıyorum. Sanıyorum en güzel İstanbul manzarası buradan görünüyor, boğazın ortasından. Uçağımız 19.30’da bu zamana kadar geçecek birkaç saatimizi yiyip içerek geçiriyoruz, zaten başkada yapacak bir şey yok. Vakit geldi, uçağın ön tarafı boş olunca toplu halde oraya geçtik. Önümüzde beş buçuk saatlik bir yolculuk var çokta kısa sayılmaz. Sorunsuz bir yolculukla gece 04.00’da Bişkek’e indik (arada 3 saatlik yerel saat farkı var). Bu ülkede vizesiz 45 gün kalabiliyormuşuz o yüzden havaalanında herhangi bir form doldurmadan polis kontrolüne gittik. Geçen yıl Tacikistan’da eziyetten sonra burası inanılmaz hızlı geldi. İndiğimizde en çok dikkatimi çeken şey Amerikalıların onlarca askeri uçağının burada Manas havaalanında olmasıydı. AK-SAI Seyahat şirketinin temsilcisi bizi bekliyordu Türkçesi fena sayılmaz. Yine iki minibüsle 20-25 dakikalık bir yolculuk yaparak kalacağımız otele geldik saat 05.30 olmuştu. Gecenin bu saatinde Kırgızistan topraklarında ilk izlenimim, sağında ve solunda ağaçlar dizili geniş yol ve Kiril alfabesiyle tabelalara yazılmış zorlukla çözebildiğim genelliklede anlayamadığım yazılar. Kalacağımız otel oldukça temiz ve güzel. Artık güneş doğmak üzere ama en azından bir süre dinlenmemiz gerekiyor.

23/07/2009
Ne kadar uyduğumu hatırlamıyorum, sanıyorum birkaç saati geçmez yâda birkaç dakikayı. Hemen sağ tarafımdaki pencereden gün ışığında açılan ilk manzaraya baktım, önümde boş bir arazi ötesinde evler ve daha ötesinde yükselen, tepesi karlı dağlar. Sanırım böyle bir şey bekliyordum. Görüntüdeki bu dağlar 3500m den daha az olamazdı. Ülkenin 4/3’ü dağlarla kaplı olunca her manzaraya girmeleri çok normal oluyor sanırım. Dinlendikten sonra tekrar toplanıp Bişkek Türk Konsolosluğunu ziyaret ederek hem tanıştık hem de burası hakkında bilmemiz gereken konularda bilgi aldık. Burada hava sıcak olmasına rağmen gece oldukça serin oluyor. Ardından wefa denilen bir AVM ye uğradık. İşletmecisi Türk olan bu yerde The North Face ve Columbia markalarının çoğunlukla orijinal olmayan ürünleri satılıyor, ben kendi adıma hiç bir şey alamadan çıktım. Tabi dağcı olunca Rusların Red Fox mağzasına da uğramayı ihmal etmedik, her zamanki Rus soğukluğuyla pazarlığa yanaşmıyorlar. Fiyatları karşılaştırmakta zor oluyor çünkü 1€ 60 Com ediyor bu da rakamları çok yükseltiyor.
Yemeklerde içecekleri bardakla verme alışkanlıkları yok, hep litrelik şişelerde veriyorlar, içmek size kalmış. Birçok yerde yemek satan Türkler var.
Akşam otele döndük sabah erken kalkacağız.

24/07/2009
Sabah 05.00’da kalktık.05.30’da Otelin kahvaltı salonunda pekte iştah açıcı olmayan yiyeceklerle kahvaltımızı yapmaya çalışıyoruz. Sadece menemen tarzı bir şey var fena sayılmayacak. Garsonumuz biraz enteresan “Çay” istiyoruz anlamıyor, “Tea” diyoruz “ Haa çay” deyip gidiyor.
Saat 06.00 havaalanına giden 25 dk. lık yolu gitmek için minibüsteyiz. 270kg lık yükümüze 185$ ödeyerek Rus ve alman dağcılarında olduğu küçük Antonov’a binerek 08.10’da hareket ettik. OSH’a inişimiz 09.15 oluyor. Hava oldukça sıcak. Biz bir rehber beklerken bizimle gelen almanca konuşan Ruslardan birisi, kendisinin temsilci olduğunu söylüyor ve bize park sahasında, sanki elle fırçayla boyanmış gibi duran açık yeşil iri bir kamyon otobüs karışımını gösteriyor. Hep beraber Açık Taş Kampına bununla gideceğiz. Yolculuk şimdiden gözümde büyüdü. Bizden başka üç kişi daha var. Bir kısmımızın binme ihtimali olan helikopter sabah gitmiş. Eşyalarımızı kamyonun tepesine çıkarıp bağlıyoruz. Kamyona binip yolda tüketmek için biraz meyve ve su alacağımız bir dükkana gidiyoruz. Şoförümüz kafkasyadan gelmiş bir Rus. Stalin döneminde bunları buralara sürmüşler artık bu bölgede yaşıyor. 12.00 civarı alışverişi de tamamlamış yollara düşmüştük.
Bir süre sonra asfalt yol sık sık kesilmeye başladı ve köy yolu olarak tabir edebileceğimiz yollardan ilerleyerek yaylaları, vadileri, tepeleri ve kasabaları geçerek toz toprak içerisinde sersemleyene kadar sarsılarak gitmeye başladık. Bu sefalet bir 5 saat sürdükten sonra mola verdik. Yemekler şirkettendi ama içecekler değil. İçeceklerin ne kadar pahalı olduğunu henüz bitiremediğim meyve suyuna 10€ verince anladım. Burası, bir vadi tabanına yerleşmiş köyün olduğu yere kurulmuş, yurt çadırlarından ve bir binadan ibaret tesis. O kadar dere tepe geldikten sonra vaha gibi duran bu yeşil alan bizi biraz dinlendiriyor ama fazla uzun sürmeyecek. Yediğimiz kazığı unutmaya çalışarak tekrar araca biniyoruz. Doğrusu dağdaki kamplarda bile içecek fiyatları 3-4 €’dan fazla değil.
Eziyetimiz tekrar başladı. Yol boyunca çalışmalar devam ediyor bazen bunları beklerken bazen de radyatör suyunu bitiren kamyona su eklemek için duraklamalarımız oluyor. Yolda kalmamak için bildiğimiz duaları okuyoruz.
Sağlı sollu Yurt çadırlarının olduğu vadiden yavaşta olsa yılan gibi kıvrılan yoldan çıkıp TALDIK geçidine ulaştık. Burası 3615m ve kısa bir sürede olsa Peak Leninin zirvesini gördük. Geçit her zaman şiddetli rüzgarlara maruz kalıyor. Buradan yaylalarda gezinen at sürülerini izleyerek Sarıtaş denilen, bir kavşakta yerleşmiş kasabaya doğru inmeye başladık. Sarıtaş'a geldiğimizde aramızda sadece Kızılsu vadisinin kaldığı TRANS ALAY dağları önümüzde bembeyaz duvar gibi yükseliyordu. Peak Lenin biraz sağımızda orada duruyor.
Sarıtaştan Tacikistan’a giden yoldan devam ederek bir köyün içinden, nehri geçeceğimiz küçük köprüye yöneldik. Karşıya geçerek kızıllaşan gökyüzü altındaki dağların fotoğrafını çekmek için kısa bir mola verdik. Artık tamamen arazideydik. Sert iniş çıkış ve şiddetli akıntısı olan bir dere olmasa aslında geldiğimiz anayoldan daha kötü sayılmazdı bu yol. Artık 4x4 yarışlarını aratmayacak hareketlerle, tekerleri yutan dereyi de geçerek dağa doğru, akşam karanlığında far ışığında ilerliyorduk. Bu yolculuğun biteceğine olan inancım tükenmek üzereyken uzakta ana kamp ışıklarını görmek beni uyandırdı. Yaklaştıkça ışıklar çoğaldı. Bu da burasının büyük bir alana yayılmış olduğunu gösteriyordu bize. İlk göreceğimiz şey Sovyet döneminden kalan eski ana kamp barakaları. Buradan geniş bir U dönüşü yapıp bizim kalacağımız tel çitlerle çevrili olan kampa girdik. Saat 22.00. Yaklaşık 10,5 saatlik bir yolculuk sersem gibiyiz ya da gerçekten öyleyiz.
Timur adında tatar asıllı bir genç bizi karşıladı. Yerlerimizi gösterdi ve yemeğin hazır olduğunuda belirtti. Hemen çadırlarımıza yerleşip yemeğimizi yemek için ortadaki beyaz çadıra girdik. Ben çadırıma tekrar döndüğümde saat 01.00 olmuştu. Hava biraz rüzgarlıda olsa soğuk değil.

25/07/2009
Sabah erkenden kalkıyoruz. İlk işim vadinin sonunda yükselen Lenin dağını incelemek oluyor. Önünde büyük bir yüzey var. Rota buradan giriyor burası “Kızartma Tavası” dedikleri yer olmalı, sonrada sağa dönüyor, doğuya ve sırttan tekrar güney –güneybatı yönünden zirveye, ne kadar kolay (!). AÇIK TAŞ kampı 3600m civarında. Şimdilik kimsede irtifayla ilgili bir sorun gözükmüyor. Buralarda en büyük sorunlardan birisi sindirim sisteminin bozulması, ama bundan da ben de dahil pek şikayet edenimiz yok. Sanırım temiz su içiyor olmamızın bunda etkisi var. Etrafta araziye dağılmış diğer kamplar ve yurt çadırları var. Vadi sonuna Seyyahlar Geçidine kadar her yer yemyeşil ve çiçeklerle, dağ soğanlarıyla dolu.
08.00’da hepimiz kahvaltıdayız. Buğday ya da mısırdan yapılan bir lapa var. Bunu Türkiyede kahvaltıda kimseye yedirmek mümkün olmaz sanırım. Artık tadını beğenmesekte yemek zorundayız. İçine bal diye verdikleri glikoz şurubundan karıştırınca yenilebilecek kadar oluyor. Bunun dışında tadını beğenmediğimiz kaşar ve bir çeşit salam var.
09.30’da vadi boyunca bir yürüyüş yapmak için yola çıkıyoruz. Her tarafı merakla izliyoruz. Soğan tarlası denilen, az yukarısında bir küçük şelalenin olduğu bölgeye kadar bir araç yolu var. Sol tarafta Peak Leninden gelen büyük buzul dilinin deresi, sağ tarafta da gideceğimiz vadiden gelen dere akıyor. İkisi de tamamen kahverengi. Vadi boyunca yürüdük hemen hemen her yerde Kırgızların Soğur ya da Suhur dedikleri Marmotlar geziyor. Bunlar ötüyor ya da ıslığa benzer bir ses çıkarıyorlardı. Hayatımda ilk kez karşılaştığım bu sevimli hayvanları bol bol izleme imkanı buldum. Seyyahlar geçidine yükselen patikaya geldiğimizde saat 11.50 olmuştu. Burası yaklaşık 4044m. Saat 12.00’da bir mola vererek tekrar kampa döndük, saaat13:30. Öğle yemeğine yetişmiştik. Burada hemen her yemeğin içinde patates ya da lahana var. Kampta bir taşımalıktan imal edilmiş duş ve sauna mevcut.
Öğleden sonra ne kadar gaz kartuşu alacağımızı ve taşıma ücretlerini konuştuk. 250g’lık kartuşları4.5€’dan alıyoruz. Taşıma ücreti olarak katırlara kg başına 2€ ödeyeceğiz.

Tırmanış planı herkesin çıkabileceği şekilde yapılmıştı, kimseyi bırakmak istemiyorduk ama değişen şartlar planda değişiklikler yapmamızı zorlayacaktı.
Ana kamp :3600m
I. Kamp :4400m
II.Kamp :5300m
III.Kamp :6100m
IV.Kamp :6400m

İLK PROGRAM

26/07 4400 1 GECE
27/07 4400 2.G.
28/07 5300 1 G
29/07 4400 1 G
30/07 5300 1 G
31/07 6100 1 G
01/08 4400 1 G
02/08 4400 2.G
03/08 5300 1 G
04/08 6100 1 G
05/08 6400 1 G
06/08 ZİRVE - 6400 2.G
07/08 YEDEK GÜN
08/08 4400 1 G
09/08 3600 1 G
10/08 3600 2.G
11/08 OSH 1 G
12/08 BISKEK 1 G
13/08 ISTANBUL

UYGULANAN PROGRAM

26/07 4400 1 GECE
27/07 4400 2.G.
28/07 5300 1 G
29/07 5300 1 G
30/07 5300 1 G
31/07 6100 1 G
01/08 4400 1 G
02/08 4400 2.G
03/08 4400 3.G
04/08 5300 1 G
05/08 6100 1 G
06/08 6400 1 G
07/08 ZIRVE- 6400 2.G
08/08 5300 1 G
09/08 3600 1 G
10/08 3600 2.G
11/08 OSH 1 G
12/08 BISKEK 1 G
13/08 ISTANBUL
8 Gün için kişi başına 3 kartuş ve bütün ekip için 4 yedek kartuş alıyoruz. Kamptaki İranlı bir Azeri 5300 kampında su bulunduğunu söylüyor ama bu su her zaman olmayabilir.
Genel olarak herkesin durumu iyi ben kendimi biraz halsiz ve kırgın hissediyorum sanırım hastalandım İstanbul’dan beri gribal bir durumum var, umarım çabuk toparlarım.
Ana kampta bu akşam zirveye çıkan İranlılar için bire kutlama vardı. İçlerinde Azeri asıllı bir dağcı vardı ki bize bizim türküleri söyleyerek ve Türk efendiler gelmiş diyerek büyük yakınlık gösterdi. Doğrusu türkülerimizi bizden daha iyi biliyor ve söylüyordu. Utanmadım desem yalan olur, etkilenmiştim.
25/07/2009
Bu gün birinci kampa çıkacağız. 06.45’de Hüseyin’le ikimiz ayaktayız. Akşamdan katırlarla taşınacak hurcumuzu ve çantalarımızı hazırladığımızdan kısa sürede toparlanıp kahvaltıya gidiyoruz. Ağırlıkları azaltmak amacıyla iki kişiye bir hurç yapmaya çalıştık. Hava açık. Hurçları ve verilecek çantaları kahvaltıdan önce tartarak katırlara verdik. Kahvaltıyı bitirip bizi iki seferde vadi sonuna bırakacak olan kamp doktorunun kullandığı arazi aracına binip soğan tarlasına kadar gidiyoruz. 09.45’de hepimiz bir araya gelmiştik ve yürümeye başladık. 10.25’de bir mola verip ardından Seyyahlar geçidine yükselmeye başlıyoruz. Burası göreceğimiz son yeşil alan ve tabi dönene kadar göreceğimiz son Marmotlar da burada. Bundan sonra çarşak, taş, büyük bir dere ve morenler var. 11:00’da geçidin üstüne çıkıyoruz buradan, boyunca yürüyeceğimiz buzul dilini görüyoruz artık. Tekrar aşağıya vadinin içindeki buzulun kenarına inip buradan yukarıya giden patikadan ilerlemeye başladık. Patikanın bazı izleri o kadar dar ki, buradan atların, katırların nasıl olupta aşağı yuvarlanmadan geçtiğini merak ediyorum. Sağ tarafımızda yükselen çürük kayalıklar var. Buralardan taş gelme riski yüksek. Hatta Korjinevskayanın eski kamp müdürü Sasha Alexander karşılaştığımızda şapkasının siperliğini buradan gelen bir taşın deldiğini söyleyecekti bize. 4400’e giden patika boyunca Yurt çadırlarından yapılmış yiyecek içecek satan Kafeterya diyebileceğimiz yerler mevcut ama buralarda durmayı düşünmüyoruz, doğrusu durana da rastlamadık hiç. Nihayet dereye geldik katırcılar geçirmek için bizden 5$ talep ediyor. Biz bulduğumuz bir noktadan kendimiz geçiyoruz. Ardımızdan gelen Korelinin biri suya düşüyor, neyse ki öyle derin bir yer değil. Burayı da geçince moren düzlüğüne çıkıyoruz. Patika, giden gelen katırlar ve dağcılarla dolu. Her ne kadar artık düze çıkmış gibi hissetsekte katır kervanlarının ara sıra görüntüden kaybolması birinci kampla aramızda çukurların olduğunu bize anlatıyordu. Kampa saat 14.00 civarı ulaştık. Burada bizi Özbek asıllı Rustem karşılıyor. Timur’un anlattığına göre oldukça deneyimli bir dağcı. Burada kamp sorumlusu o. Kumral sakalları uzamış biraz, uzun sayılamayacak darmadağın duran saçları ve yüzünde çiçek bozuğu çukurlarla sert bir görünümü var. Bu steplere ve dağlara da böyle bir görünüm yakışıyor sanıyorum. Onunla birlikte bir bayan aşçı, Nurullah, adını öğrenemediğimiz bir kız ve ara sıra görünüp kaybolan Deniz ve Adrian adlı iki rehber daha var. Faaliyet boyunca I. Kamptan aşağıya inmeyi düşünmüyoruz.
Çadırlar moren üzerinde olduğu için zamanla altlarında erimeler olmuş bu da alt kısımlarının çökmesine sebep olmuş bunları taşlarla desteklemek zorunda kalıyoruz. Kampta iki tane yurt çadırı var. Birisi mutfak, diğeri yemekhane olarak kullanılıyor. Yemek yediğimiz çadırda ortada bir soba var ama yeni gelenlere ve zirveden gelenlere birer kez yakıyorlar diğer zamanlar pek yandığını görmedik. Bu sobayı sonradan Soba Profesörü diye anacağımız yetkili şahıs yakıyor.
Yerleştikten sonra patates haşlama ve pilavdan oluşan öğle yemeğimizi yemek üzere yemekhaneye gittik.
Bizden başka Ruslar ve Himalaya için hazırlandıklarını öğrendiğimiz 5-6 kişilik Koreli ekip var. Bu dağda yakından tanıdığım hocalarımdan Yusuf Biltekin ve Tafa lakaplı Mustafanın da içinde bulunduğu 6 kişilik bir ekip daha var. Onlar da hemen üst tarafımızdaki kampta kalıyorlar ancak onlarla daha sonra dağda karşılaşacağız.
Yemekten sonra irtifaya uyum için etrafta gezinmeye başladık. Rotada, kalabalık, inen çıkan ama çok yavaş hareket eden grupları görebiliyoruz.
Akşam yemeği 20.00’da. Fırında tavuk, patates haşlama ve salatadan oluşan yemeği tüketiyoruz.
Hastalığım ve kırgınlığım ne yazık ki aklimatizasyon tırmanışları boyunca devam edecek ancak zirve tırmanışına başladığımızda tam anlamıyla düzelecektim.

27/07/2009
Bugün de 4400de kalacağız. Rota üzerindeki buzulda biraz yürüyeceğiz.08.00’da kaynamış yumurta ve buğday lapasından oluşan kahvaltımızı yedik. Çok iştahlı olduğum söylenemez.
09.30 da yürüyoruz. Benim de böylece yeni aldığım botları deneme şansım oluyor. Diğer büyük kamp alanıyla aramızda yarım saatte geçtiğimiz bir dere var. Buradan rota üzerine çıkıyor ve buzulda bir gezinti yapıyoruz. Ara sıra sesi gelse de bir iki tanesi hariç pek çığ düşmesine tanık olmuyoruz. Ama okuduğumuz kadarıyla 1993 de 5300 kampını deprem nedeniyle oluşan bir çığ silmiş süpürmüş, 40 kişiye yakın dağcı ölmüş ve ardından bu kampı biraz yukarıya almışlar.
11.30’da kampa geri döndük. Zirveden dönen Rus dağcılardan biraz bilgi aldık. Onların buradan Pobedaya gideceklerini öğrendik. Kalan yiyeceklerini bize vermek istiyorlar ama bizde fazlası olduğundan nazikçe geri çeviriyoruz. Malzemeleri kampa teslim edip ayrıldılar. Bakalım biz de onlar gibi zirve yapabilecek miydik?
Öğle yemeğimiz 14.00’da ve patatesli tavuk haşlama ve lahanalı bir patates yemeği ile mayonezi bol salata.
Yemekten sonra çadırlarımıza çekilip kitap okuyarak ve telefonumuz çektiği zamanlar mesaj yazarak vakit geçiriyoruz.
Akşam tek yemek çıkıyor. Bugün lahanalı, etli ve makarnalı bir şey var. Burada kola ve su 3€. Temiz sıvı tüketmek önemli, bu nedenle bu şartlar için pek pahalı sayılmaz.
Akşam yemeği esnasında Adrian’ı hareketli görünce ne olduğunu öğrenmeye çalıştık. Kızartma tavasında Moskovadan gelen iki Rus dağcı buzul çatlağına düşmüş. Biri yaralıymış ama diğeri muhtemelen ölmüş. Şimdi bir ekip oluşturuyorlar, yeterince kalabalıklar ancak buradan bu gece gitmeyecekler ilk müdahaleyi yukarıdan gelecek başka bir ekip yapacak.
Bu haber bizde soğuk duş etkisi yaptı. Buradaki en kalabalık ekiplerden birisi bizdik ve programa göre o bölgeyi yaklaşık altı kez geçecektik, bu da riski çok arttıracaktı. Planı yeniden gözden geçirmeye karar verdik. Sonuçta aklimatizasyon tırmanışını bir kereyle sınırlandırdık.
Akşam Koreliler eşyalarını taşıtmak için anlaşma yapıyorlardı. Kulağımıza gelen konuşmaları ağız dalaşı yapan insanları andırıyordu ama adamların dilleri böyle. 5300’e taşıma kilo başına 4$.
Kaza moralimizi bozmuştu ama yarın aklimatizasyon tırmanışına başlayacağız her şekilde.

28/07/2009
Kötü bir uykuyla geceyi geçirdim. Ortağımla ben 04.30’da kalktık. Hava kapalı. 05.00’da yemek çadırındayız. Her şey soğuk gelen termoslardaki suyun soğuması uzun sürmüyor. Ağız tadıyla bir çay içemiyoruz. Zorla bir şeyler yemeye çalışıyorum.
Saat 05.45 hava birden tipi ve fırtınaya dönüyor. Beklemeye karar veriyoruz. Koreliler erken yola çıktı. Fırtına bazı çadırları uçuruyor ve kamp tuvaletlerini yere yapıştırıyor. Günlerdir açık olan hava nedense bugünü beklemiş gibi patlıyor. Umudumuz bunun geçici olması. Çantalarımız hazır bekliyoruz.
Saat 08.00 hava duruldu bulutlar aralanıyor. Yola çıkma vakti, ya şimdi yada şimdi.
Kırgızların dediği gibi “Başçımız” Ertuğrul hoca öne düşüyor yürümeye başlıyoruz.
Düz buzul alanını geçip eğimin başlangıcına geliyoruz. Buraya gelmemiz bir buçuk saati buluyor. Altışarlı iki grup halinde iplere giriyoruz. Ağır adımlarla yürümeye başlıyoruz. Ne demiş Çinli bir lider “Bin millik bir yol bir adımla başlar”. Bu laf bize uyuyor.
Burası uzaktan göründüğü gibi değil. Gittikçe dikleşen bir yamaç var önümüzde. Rota kalabalık. Yukarıdaki büyük çatlağa gelince Rustem, Adrian ve kurtarma ekibinin, ölen ve yaralanan diğer dağcıyı indirmek için hat kurduklarını ve aşağı kaydırmak için hazırlık yaptıklarını gördük. Ölen adamı matlarla ve iple bağlayarak bir kızak tarzı sedye yapmışlar. Onlarla konuşmaya ve bilgi almaya çalıştım. Bu esnada çatlağı geçen Seyhan Hanım düşecek gibi oluyor, ama Ertuğrul hoca ve Rüstemin yardımıyla çıkıyor, çekiyorlar, hatta o kadar hızlı çekiyorlar ki birazda yukarıya doğru sürükleniyor adeta. Hepimiz teker teker çatlaktan atlıyoruz. Burası oldukça derin dibi gözükmüyor. Adrian’a nasılsınız diyorum, yerde yatan ölü dağcıyı göstererek biz iyiyiz ama bu ölmüş diye espri yapıyor. Ben en arkadayım, tek başına çatlaktan geçmeye çalışan bir Rus’a yardım ediyorum ve çıkmaya devam ediyoruz. Biz çıktıkça hava bozmaya başlıyor. Bu arada Barış durumunun iyi olmadığını söylüyor. Ama bu noktadan geri dönmemiz hiç uygun değil. Artık 5300’e devam edip orada gereken yapacağız. Ekibin geri kalanı da o kadar iyi durumda sayılmazdı. Hava şiddetleniyor ve biz düzlüğe çıkana kadar tipi devam ediyor. Oradan da kampa kadar sis ve kar yağışı devam etti.
Düzlükte, bizim diğer Türk ekibiyle karşılaşıyoruz. Aklimatizasyon tırmanışını tamamlamışlar 4400’e dönüyorlardı. Birkaç gün sonra zirve için yola çıkacaklar. Onların hemen önünden Akut Dağ Hastalığına yakalanmış bir Rus’u çeken başka bir ekip vardı. Pek de söylendiği kadar kolay çıkılan bir dağa benzememeye başlamıştı burası. Biraz hoşbeşten sonra ayrılıyoruz onların 5300 kampındaki çadırlarında kalacağız.
Az ileride Rus dağcıların düştüğü çok büyük ve derin çatlakların olduğu bölgeye geldik. Bütün yorgunluğumuza rağmen burasını elimizden geldiğince hızlı geçerek birazda bitkin halde 5300 kampına ulaştık.
Hava inadına yapar gibi dahada bozuyor. Barışın durumu iyi değil, semptomları bastırabilmek için Dekord iğne yapıyor doktorumuz. Bizde çadırlarımızda yemek yiyip bol bol sıvı tüketebilmek için kar eritiyoruz. Hava soğuk ve karlı olduğu için ortalıkta su yok. Akşam beni kolay kolay terk etmek niyetinde olmayan baş ağrılarına rağmen tuluma girip uyumaya çalışıyorum.

29/07/2009
Hava kötü, kapalı ve kar yağışlı. Bugün 5300de irtifanın üzerimizdeki etkilerinden kurtulmaya çalışacağımız bir gün olarak kalacak. Barış iyileşme gösteriyor ama bu kez onun çadır ortağı Hüseyin kötüleşti.

30/07/2009
Hava yine kötü. İzler kapandı. Bu havaya rağmen tek tük 6100’e gitmeye çalışanlar var. 5300de üçüncü günümüzdeyiz. Hüseyin hala çok iyi sayılmaz ama 6100’e gelecek. Öğleden sonra kar ve rüzgar şiddetleniyor.
Bir ara Martin adında Avusturyalı bir genç dağcı geliyor. Ağrıları olduğundan şikayetçi. Grubumuzda doktor olduğunu duymuş yardım istiyor. Çadır kurmasına yardımcı olduktan sonra Muazzez Hanım onunla ilgilenip muayene ediyor, anlaşılan hiçbir şeyi yok.
Akşam rahat uyuyabilmek için birkaç ağrı kesici alıyorum.

31/07/2009
Bugün 6100’e çıkacağız. İştahsızım, ama zorlada olsa bir şeyler yiyorum. İhtiyacımız olmayan malzemeleri burada bırakacağız. 09:00da ancak toparlanıyoruz. Gökyüzü şimdilik fena sayılmaz ama bulutlar gelmeye devam ediyor. Hemen kampın yanından başlayan 200mlik yamacı çıkıyoruz. Sırtta soğuk ve rüzgar bizi bekliyor. Artık buradan sonra bu şekilde devam edecek. Sırttan devam ediyoruz ama 6100’ün son yamacına geldiğimizde tipi şiddetini artırıyor. Bu 500m’lik yamaç oldukça dik ve son etap olarak bizi çok yoruyor. Tam tükendiğim bir zamanda çadırları görüyorum. Tipi şiddetle devam ediyor. Hüseyin’le kendimizi tur şirketlerine ait ve istendiğinde kiralanabilen çadırlardan birine atıyoruz. Kirada oturma niyetinde değildik. Biraz dinlendikten sonra kendi çadırımızı kurmaya başladık. Tipide çadırla uğraşırken Martin’in gelip Ağrı dağı hakkında sorular sormaya başlaması ve benim şimdi git sonra gel diye onu göndermem gerçekten komikti.
Çadırımıza girip hemen yeme içme işine başladık çünkü yapılacak tek şey buydu.
Gece şiddetli rüzgar ve tipi devam etti ama artık buradaydık ve çıkmak istediğimiz yere gelmiştik o yüzden içim rahattı.

01/08/2009
Yine yarım yamalak uykuyla geçirdiğim gecenin ardından sabahı ediyorum. Kahvaltılık bir şey kalmamış, 5300de biraz fazla tüketmişiz anlaşılan. Elimizde hazır kuru fasulye var. Bunu yemeye karar verdik. Ama tamamen ısınmayan bu yemek birden midemi altüst ediyor ve hepsini çıkarıyorum. Artık cebimdeki şekerlerden başka enerji kaynağım kalmadı, sanırım onlarla 4400’e inmeyi başarırım.
Çantalarımızı toparlayıp çadırı söndürdük(pollerini uçlardan çıkararak yatırdık) ve üzerine biraz kar atıp kaderine terk ettik. Umarım birileri üzerinde kramponla dolaşmaz, çünkü ortalık sersem sersem gezinen dağcılarla dolu.
Aşağı, yamacı iniyoruz. Hüseyin kötü, Ali ve Ertuğrul hoca onları bekliyorlar. İyi beslenmedim ve bitkinim inmeye devam ediyorum. 5300 yamacında son anda tanıyabildiğim Yusuf hocalarla karşılaştım. Herkes sakallı, yüzünü örtmüş, gözlüklerle kapanmış olunca tanımak iyice zorlaşıyor. Zirve için çıkıyorlar. Benim çadırı tarif edip diğerlerinin yanına inerek yukarıdakilerin de gelmesini bekliyoruz.
Hüseyin’in çantasını almışlar, o zorlukla yürüyor. Gelir gelmez ona içecek bir şeyler verildi. Biraz dinlenip saat13:00 civarı ipe girip birinci kampa inmek için yürümeye başlıyoruz.
Birkaç saat sonra ben bitik bir vaziyette birinci kampa ulaşıyorum.
Akşam üzeri, helikopter hastalanan başka bir dağcıyı almaya geliyor. Rehberlerden birinin anlattığına göre irtifa tırmanışının kalp üzerindeki etkilerini araştıran araştırmacılardan birisi 5300de hastalanıp 4400’e indirilmiş ve orada oturduğu yerde kalp krizi geçirmiş. Kaderin cilvesi böyle bir şey sanırım.
Bu akşam sobayı yaktılar. Hepimiz iyice ısınıyoruz geçirdiğimiz soğuk günlerden sonra buna ihtiyacımız vardı.
Akşam yemeği yine patatesli birşeylerden yapılmıştı ama tam hatırlamıyorum doğrusu.
Gece Rüstemle biraz sohbet ettik. Kışın Osh’ta inşaat yapımında çalışıyormuş, yazınsa buraya rehberlik ve kamp müdürlüğü yapmaya geliyor. Aslında kolay bir hayatı yok tatil yapabildiğini hiç sanmıyorum. İki çocuğu var. Bu sohbetin ardından çadırıma gidip iyi bir uyku umuduyla tulumuma girdim.

02/08/2009
Günlerdir geçirdiğim en iyi gece. Ama üzerimde inanılmaz bir ağırlık var. Hep bitkinim ve sürekli uyumak istiyorum. Dudaklarımı soğuktan yeterince koruyamayınca iyice su topladı ve yara olmaya başladı. Suratım şiş, tam bir hilkat garibesiyim.
Kahvaltıdan sonra çamaşır yıkıyor ve tekrar uyuyorum. Uyumaya o kadar ihtiyacım var ki yemeklerin arasının çok kısaldığını düşünmeye başladım. Birde öğünler iştah açıcı olmayınca....Gün böyle geçiyor.

03/08/2009
Burada iki gece kalıp zirve tırmanışına başlayacaktık ama genel durumumuz iç açıcı sayılmazdı. Sanırım Ali hariç geri kalanımız burada bir gece daha kalmak istiyorduk çünkü oylamada sadece o ertesi gün hareket etmek yönünde sağ elini kaldırdı(?). Bir sorunumuz vardı; birinci kampta 4 geceden fazla kalınırsa kaldığımız gecenin parasını ödememiz gerekiyormuş. Ana kamp için böyle bir kısıtlama yok. Biz bir geceyi ödemeye ve kalmaya karar verdik. Dönüşte burada kalmadan inecektik nasıl olsa.
Buna karşılık biz de aşağıda sözünü ettikleri duşu istedik, çünkü türlü bahanelerle duşu yakmıyorlardı. Rüstem’e bir kez duşu sormuştum, beni duş çadırının yanına götürerek gaz tüplerini gösterdi ve Özbek aksanıyla “bu çalışmıyor, bu şişmiş, bu bir şey olmuş…” dedi, bir şey anladığım söylenemezdi doğrusu. Sonuçta duş, bir ocak ve su dolu kazandan ibaretti ama olsun. Yemek..! Memleketimizin yemekleri, kebapları, peynirleri, zeytinleri aklımdan hiç çıkmıyor. Yemekleri ve lapaları zorla yemeye çalışarak öğünleri geçiriyorum.
Bugün ekstradan duş alıyoruz. Evde duş almaya çokta benzemiyor. Bir tarafı yanmış kamuflaj motifli bir çadırda tasla bir tahtanın üzerinde durarak duş alınıyor.Şimdi daha iyiyim, duş etkili oldu biraz.
Akşam diğer Türk ekibi geldi. Yemek çadırı onların gelmesiyle kalabalıklaştı sohbet koyulaştı. Memleketimizden kilometrelerce uzakta bir araya gelmiştik. Hava şartları günlerdir kötüydü, maalesef çıkamamışlar çadırda hapsolmuşlar ve durum kötüleşince inmeye karar vermişler. Yarın Ana kampa inecekler. Burada bizden başka bir ekiple karşılaşmak mutlu ediyor insanı, hele birde tanıdıksa ne ala. Durumu pek iyi olmayan Hüseyin onlarla birlikte inecek. Artık 11 kişiyiz. Onlarla vedalaşıp bizde birazdan çadırlarımıza dönüyoruz. Umudumuz onlarla aynı kaderi paylaşmamak.
Yarın Zirve için tırmanışa başlayacağız.

04/08/2009
Sabah 04.30’da telefonun alarmı bizi uyandırdı. 05.45’de kahvaltı hazırdı. Zorda olsa bir şeyler yedim. Biraz lapa ve haşlanmış yumurta. Bunlarda biraz daha dursa buz tutacakmış zaten.
Ekip bir türlü toparlanamıyor. Ercan gelmeyeceğim diye sızlanıp duruyor. Ama sonunda o da ayaklanıyor ve 07.45’de yola düşüyoruz. Sanki bir mucize olmuş gibi kendimi iyi hissediyorum.
Şanslıyız hava açık. Bu kadar kötü havanın ardından zirve tırmanışına başladığımız gün havanın iyi olması büyük nimet doğrusu. Ama bir taraftan da Kızartma Tavasında aşırı gün ışığına da maruz kalmak istemiyorduk. İnsanın her istediği olmuyor hayatta.
Bizim çadırda kalan diğer ekip, bize bol miktarda yemek ve bir buçuk tüp bırakmışlar.
Yamaçta tekrar iki grup yapıp ipe girdik. Buradan inen bir iki kişi kayarak düştü ama zemin yumuşak, bir şey olmadan inmeye devam ettiler, bizde çıkmaya devam ettik.
Kızartma tavasını geçip 5300’e geldiğimizde saat16:00 olmuştu. Önceki tırmanışımızdan bir, iki saat daha hızlıydık.
Herkes iyi durumda. Hava bir problem çıkarmazsa planladığımız gibi çıkışı tamamlayabileceğiz.

05/08/2009
Sanırım hareket ettikçe daha da iyi oluyorum. Artık iştahım açık. Peynir, Sarelle ve çaydan oluşan kahvaltıyı 07.30 gibi bitirip herkes hazır olunca 09.00’da yamacı çıkmaya başladık. Sırta çıkmamız 45dk sürdü, burada da öncekinden çok daha hızlıydık. Güneşli de olsa bu noktada hava rüzgarında etkisiyle çok soğuk oluyor. 6100’ün son yamacını bitirdiğimizde saat 13.00 oldu. 5300’den buraya 4,5 saatte çıktık. Öncekinden 2,5saat daha hızlıydık. Bu aklimatize olduğumuzun göstergesi. Bende artık normale döndüm. Çadırın etrafındaki karları iyice temizleyip çantalarımızı yerleştirdik. Bayanların çadırı da kara gömülmüş ve sıkışmıştı onu da temizleyerek kullanılabilir hale getirdik. Çadırımızın bagaj örtüsünde önceki ekibin ocak kazasıyla yanan küçük bir yer var bunun sorun olacağını zannetmiyorum. Hepsinin yanmadığına seviniyorum.
Burası şiddetli rüzgarlara maruz kalan bir yer. Çadırımızı biraz daha sağlamlaştırıp yerleştik. Akşam bol yemek ve sıvı tüketimiyle geçiyor.

06/08/2009
Saat 06.00 tulumlar oldukça ıslak ama o haliyle bile bu tırmanışı bitirir ve birazda kuruyacak tabiki. 08.30’da kahvaltıyı bitirip çadırdan çıkıyoruz. Çadırı 6400’e taşıyacağız, söküp toparlıyoruz. Hareket ettiğimizde saat 10.00 olmuştu. Önümüzde önce bir iniş sonrada kayalık fazla eğimli olmayan bir çıkış var. Sağ tarafımız Tacikistan, o bölgedeki uzanıp giden dorukları görebiliyoruz. Yani vizesiz başka bir ülkeye girebileceğiniz ilginç bir nokta. Hava açık ama rüzgarlı ve oldukça soğuk.
14.15’de 4. Kampa ulaştık. Burası sürekli rüzgar alan geniş bir bölge. Her yer de çadır alanı var. Biz rüzgardan korunmak için biraz kuzeye inip çadırlarımızı oraya kuruyoruz.
Geceyi rüzgar sesleri arasında geçirdik. Şiddetli rüzgar çadır fermuarlarını azıcık aralamamızla birlikte içeriye kar savuruyor.
Yarın zirve günü, hazırlıklarımızı tamamlayıp yatıyoruz.

07/08/2009
04.00 da yola çıkmak niyetindeydik ama bunu başaramadık. Hava çok soğuk kaz tüyü montlarımızı giyiyoruz. Tutmalıklarım (Krampon) beni uğraştırınca en son yola çıkan ben oldum saat 07:30 olmuştu. Ekibe ilk yamaçta yetiştim. Burada Ortağım ayağının donmaya başladığını söyleyerek geri dönmeye karar verdi. Bilinçli bir dağcının yapacağı da budur sonuçta, döneceği sınırı bilmek. Barışında aynı sebepten döndüğünü daha sonra öğrenecektim. Sabit hat kurulu bir yerde hat kalabalık olduğu için beklemek istiyordum ama kimse kalabalığa bakmıyor hatta giriyordu böylece tehlike devam ediyor hat hep yüklü oluyordu ama yapacak bir şey yok bende giriyorum ve hatta yüklenmeden çıkıyorum. Artık önümde yürüyenin bizden birimi, Rus mu, Alman mı olduğunu kestirmekte güçlük çekiyorum. Gözlerimle genellikle bastığım yerleri takip ettiğim için bunu ayırt edebileceğim en belirgin kuşam ayakkabılar. Kendinden tozluklu olanlar kesin yabancı ama milletini bilemem herhalde. Böyle böyle bir taraftan tahminler yaparak diğer taraftan kah bunlara takılarak kah geçip başka birinin ardından yürüyerek bizim öndeki gruba yetiştim.
Bu bölümün bitiminde beyaz taşlı, kayalık bir alan ve sonrada platoya çıkan bir yan yüzey var. Sırasıyla buraları geçerek platoya ulaştık. Zirve hala gözükmüyordu. Burada bir mola verdik. Hava hala açık. Diğerleri de gelince yürümeye başladık. Düzlük bölge bitti ve tekrar az eğimli kayalık taşlık bir alana girdik, burası zirveye kadar böyle devam ediyordu. Biraz çıkmıştık ki adının David olduğunu öğrendiğimiz bir alman dağcı yanımıza gelip ileride oturan birisini göstererek yardım istedi. Birazdan bunun tanıdığımız Koreli olduğunu, 6100 kampından zirve için 10.00 gibi geç bir saatte çıktığını ve akşam dönüş yolunu bulamayınca geceyi orada 7000m civarında geçirdiğini, almanın onu oturur halde bulduğunu ve durumunun kötü olduğunu öğrendik. Yun adlı bu Koreli beni tanıdı ve yolunu bulamadığını kendisi söyledi. Aslında bilinci açık sayılırdı ama yürüyemiyordu. Nabzı iyiydi parmaklarına baktım hafif kararma vardı. Biraz sıcak bir şeyler içirip bir Dekord yaptık. Alman dağcıya ona yardımcı olarak aşağı inmeye çalışmasını, zirve dönüşü yardım edeceğimizi söyleyip az kalan yolumuzu çıkarak yaklaşık 45 dakika sonra zirveye ulaştık. Saat 13.30 civarı. Burada bizden başka birkaç kişi vardı. Bizden 8 kişi zirvedeydi Hakan henüz gelmemişti.. Flama ve bayraklarla fotoğrafları çekip daha fazla orada kalmayarak tekrar inişe geçtik. Zirvede uzun süre kalınmayacağını her dağcı bilir. Kural kuraldır. Platoya geldiğimizde Koreliyi orada bulduk. Çok fazla inememişlerdi. Biraz mola verip enerjimi tazelemek için bir şeyler yedim. Ekibimiz yorgundu o yüzden kampa inmeye karar verdiler. Kendimi yardım edecek kadar iyi hissediyordum ve en azından biraz muhabbetimiz olan bu adama yapacağım bir yardım varsa onu yerine getirmek istiyordum bu şekilde ölüme terk edemezdik. Kurtarma ekibi olarak sadece bir Rus bayan gelmişti. Onun dışında biri bayan iki alman ve bir Rus dağcı daha vardı. Hepimiz 5 kişiydik. Diğer Alman bitkindi ve gitmişti. Elimizdeki sadece birkaç kısa perlon vardı ve bunları kullanarak ayaklarından çekecek şekilde ayarladık. Ben gelmeden önce vücudunu ısıyı tutması için amyant battaniyeye sarmışlardı. Böylece değişerek adamı çekmeye başladık. Ama bu irtifada kara bata çıka bu işi yapmak oldukça zordu. Birkaç metre çekiyor ve dinleniyor, değişerek tekrar tekrar çekmeye devam ediyorduk. Platoda bazen yukarıya doğru, az eğimli bile olsa, çekmek zorunda kalınca oldukça zorlandık. Yavaş yavaş sis çökmüş ve kar atıştırıyordu. Çekmeye devam ederek yan inişin olduğu yüzeye geldik. Burası gerçekten tehlikeli bir noktaydı, çünkü düşecek olursak yüzlerce metre yuvarlanmamamız içten bile değildi tabi bir çatlağa çakılıp kalmazsak. Bulduğumuz başka bir iple vücudunun üst tarafından bağlayıp iki kazmanın başını takarak iki kişi yukarıdan iki kişi ayak perlonlarından tutup yavaş yavaş inmeye başladık. Artık sadece gövdeyi tutmaya ve yana kaydırmaya çalışıyorduk. Düşecek olursak ya hepimiz gidecek yada Koreliyi bırakmak zorunda kalacaktık. İniş esnasında kramponlarım takıldı ve kaydım ama yanımdaki almandan tutunarak durmayı başarmıştım. Ben tam toparlanmıştım ki öndeki Rus takıldı ve kramponları ayağından çıktı ama bu esnada hemen hemen düzlüğe inmek üzereydik. Rus dağcı bir kenara geçerek kramponlarını takmaya çalıştı, bizde adamı düz bir zemine indirdik. Gerçekten stresli bir iniş olmuştu. Saate bakıp en azından hava kararmadan 6400’e indirelim diye düşünüyorduk ama önümüzdeki kayalık bölgeden bu şekilde geçmek olası gözükmüyor ve buna ek olarak hepimiz tükenmiştik. Biz bunların hesabını yaparken zirveden dönen 6-7 kişilik bir Rus ekibi yanımıza geldi. Bunlarda emniyet kemeri ve ip vardı. Emniyet kemerini Koreliye takarak ipi dolandırıp köle taşır gibi Koreliyi ayağa kaldırıp batonları da eline geçirdikten sonra beş kişi hiç bir tarafa düşmesine izin vermeden indirmeye başladılar. Bizde rahat bir nefes aldık. Artık pek yapacak bir şey kalmayınca aşağıya inmek için ayrıldım. Hakan da zirveden dönmüştü. Kampa saat 17.30’da ulaştım. Neredeyse 10 saatlik bir gün olmuştu ama oldukça verimli geçen bir gün.
Artık vücudum bitmişti. Yemek ve sıvı ihtiyacımı karşılayıp uyumaya çekildim.

08/08/2009
Gece boyunca rüzgar vardı. Önceki gün hava açısından gerçekten çok şanslıydık. Sabah güzel bir kahvaltı yapıp çadırlarımızı toplayarak 11.00’da inişe başladık. Az ileride Koreliyi beraberce taşıdığımız Almanlara rastladım. Adamı aşağıdan gelen yeni bir ekip sedyeyle aşağı indirmiş ve helikopterle Oshtaki hastaneye götürmüşler. Durumu iyiymiş. Doğrusu adamın kurtulmuş olması ve bunda katkımız olması hepimizi sevindirdi. Onlar da aşağıya iniyorlardı. 6100’e inip bayanlara ait tek çadırı da söküp yolumuza devam ettik. Barış iyi sayılmazdı ve geriden geliyordu, yamacın altında onu bekledik. O da gelince 5300’ün üstündeki sırta inerek hep beraber güneşli bir havada uzun bir mola verdik. Zirveye çıkmıştık ve neredeyse faaliyetinde sonuna geliyorduk. İçimde bir rahatlama hissediyor, zor olan kısmın bitmiş olmasına sevinerek ve yaşadıklarımızı düşünerek, karşımda yükselen dağı uzun uzun izledim. Önümüzden geçerek tırmanışa devam edenlerin ileriki birkaç günde yaşayacaklarını şimdiden görür gibiyim.
Buradan geceyi geçireceğimiz 5300’e indik. Hava sıcak olduğu için her yandan eriyen kar suları akıyor. Ama bu sular çıkarken olsaydı daha çok sevinecektik. Sular çadıra akmasın diye drenaj yapmak zorunda kaldık.
Telsizle ana kampla iletişim kurarak katırları hazırlamalarını istedik çünkü yarın 4400’e inip yemekten sonra ana kampa gideceğiz. Yine orada kalarak para ödemek niyetinde değiliz.

09/08/2009
09.45’de inmeye başladık ve rahat bir inişle 13.00’da birinci kampa ulaştık. Bize zirve kutlaması için bir pasta yapmışlardı ve yemekte güzel bir patates çorbası vardı. Bizden başka zirve yapan birde Amerikalı bir çift vardı onlara da bir kutlama pastası verdiler. Çalışanlarla fotoğraf çektirip katırlara eşyaları vererek kamptan 15.30’da ayrıldık. Derenin suyu biraz daha fazlalaşmıştı ama katırcılara adam başı 5 $ verme niyetinde değildik. Kendimiz uğraşarak kenardaki taşları dereye atıp geçebileceğimiz bir yer yaptık ve bu işte böylece kapandı. Aracın bizi alacağı yere saat 18.00’da ulaştık. Yalnız dereye uçmuş daha önce orada olmadığından emin olduğumuz bir külüstür minibüs dikkatimizi çekti. Bizi götüren şoförden öğrenecektik sürücüsünün oraya birilerini bırakmaya geldiğini, kendisinin de indiğini ama el frenini çekmeyi unuttuğunu. Kısa süre sonra araç geldi. Uzun ve yorucu günlerden sona kendi ayaklarımızı kullanmadan, yürümeden, bir yere gidiyor olmak doğrusu bize çok garip geldi. Kampta bu kez içinde kampet olan çadırlara yerleştik bunlar daha konforluydu. Gece yemekten sonra iyi bir zirve kutlaması yaptık.

10/08/2009
(Ana Kamp)
Herkes tembel tembel dinleniyor. Malzemeleri kurutup çamaşır yıkıyor ve duş alıyoruz. Sıradan bir Ana Kamp günü tembellik, tembellik…..

11/08/2009
Sabah 06.00’da kalkıp son hazırlıkları tamamladık. Kahvaltıdan sonra minibüsler geliyor. Bu kez kamyon yok. Birine bütün eşyaları yükleyip iki kişi bu araca kalanlarda diğerine bindikten sonra saatler sürecek yolculuğumuza başlıyoruz. Geldiğimiz yollardan yaylalara serpilmiş, sağında solunda atlar gezinen ve çocukların bize el salladığı yurtların yanından, uzağından ve bu kez suyu daha az olan bir dereden geçerek daha büyük bir köprüden ana yola çıkıyoruz. Bu arada yoldan, el kaldıran Tatar asıllı dağcı İlyası da alıp devam ediyoruz. Ana yol dediğimiz yola çıkınca, Hüseyin yol kenarında satılan kımızdan almayı ihmal etmedi. Hep beraber biraz biraz içerek tozlu yollarda gidiyoruz.
Rüzgarlı Taldık geçidini geçerek vadiler arasından akşam 18.00’da Osh ta kalacağımız otele ulaştık. Burası oldukça temiz. Timur da burada. Hepimizi tebrik edip bayanlardan özellikle övgüyle bahsediyorlar.
Akşam, ocak başına benzer bir restorana gidip şaşlık dedikleri şiş kebaplardan ve bol bol patates cipsinden yiyerek tıka basa doyuyoruz. Buradaki restoranların yapısı birbirine benziyor. Girişte bir avlu ve etrafında odalar ve salonlar var. Buralarda hem restoranlar hem barlar hem de dans salonları var.

12/08/2009
Otelde fena sayılmayacak bir kahvaltı yapıp, 09.00’da havaalanına varıyoruz. Görevliler eşyalar fazla, başka uçakla gönderelim deyince 5 € daha ödeyerek o işi de halledip 10.00’da havalanarak, 11.00 gibi Bişkek’e indik. Khan Thengri çıkışını başarıyla tamamlayan arkadaşlarımızla buluşup bir toplantı yaptıktan sonra son gezintilerimizi ve alışverişlerimizi bitirip ertesi gün için hazırlandık.

13/08/2009
Gece 03.00’da uykulu bir halde hazırlanıp eşyalarımızı minibüslere yükledik. Havaalanına kısa bir yolculuktan sonra, sorun yaşamadan biniş kartlarımızı alıp uçağa binerek İstanbul dönmek üzere 06.00’da havalandık.
07.30(L)’da İstanbul dayız.

14. ÖNERİLER: .
* Oshtan Açık Taş’a giderken molada yemeği tur şirketi ödüyorsa bunun dışında alacağınız ekstra içecekler vs. Size pahalıya malolacaktır.(meyve suyu 10€ kola 8€)
* Peak Leninin havası çok değişken hazırlıklı olun.
* Ana kampta sınırlama yok ama 1. Kampta paket dahilinde ne kadar kalabileceğinizi net olarak öğrenin.
* Ana kamptan alınan İsrail malı gaz kartuşları kötü yanıyor ve çabuk bitiyor göz önünde bulundurulması gereken bir durum ama başka marka kartuş yoktu.
* Para konusunda rakamlara aldanmayın genel olarak fiyatlar çok pahalı değil.
* Buzul çatlakları civarında kesinlikle beklemeyin. Ruslar dinlenirken düşmüşler.
* Yol kenarında satılan kımızlardan içtik bir sorun yaşamadık ama bunu dönüşte denemek daha mantıklı.
* Lapa, lahana, patates. Bu üçünü sevmeye bakın.
* Marmotların yakından fotoğrafını çekebilmek için bir deliğin başında boşuna pusuda vakit harcamayın, illaki başka delikten çıkıp sizi izlerler. (Denenmiştir)
 

NURDOĞAN AYRDOĞDU
 

Nerede Kalınır

Bizim Gezginleri Sizin Tesislerde Ağırlamak İstiyoruz. Tesisinizin yerini ayırmak istemez misiniz?
Bizim Gezginleri Sizin Tesislerde Ağırlamak İstiyoruz. Tesisinizin yerini ayırmak istemez misiniz?ANKARA