KULLANICI GİRİŞİ

KAYIT OL
KURTBOĞAZI BARAJI, ANKARA, EROL AYANLARMEVLANA CAMİ, KONYA, SERDAL AYTEKİNGELİDONYA FENERİ, ANTALYA, GÜNER ZORLUERHARRAN, ŞANLIURFA, AYLA AYANLARORTAKÖY CAMİ, İSTANBUL, BEN1GEZGİNİM

Sayfamız Türkiye'nin en büyük tanıtım ve doğa sporları sayfası olup ülkemiz tanıtımına hizmet etmektedir. Gezginlerin gönüllü destekleriyle arşivimiz her geçen gün büyümektedir. Henüz gezi faaliyetleri yapmamaktayız... Üye olup yazı veya fotoğrafla siz de destek verebilirsiniz...

YAYLALAR VE TURİZM, Dr. Gül GÜNEŞ

  1. GİRİŞ

Ülkemizin içinde bulunduğu süreç, sahip olduğumuz bütün kaynakların korumacı bir yaklaşımla; planlı ve rasyonel bir şekilde kullanılmasını ve dengeli bir gelişmeyi gerektirmektedir. Bu yaklaşımda, sahip olduğu özellikler nedeniyle kırsal alanlar ayrı bir yer tutmaktadır. Kırsal alanlar; ekonomisi tarıma dayalı olan, yüz yüze ilişkilerin yaygın olduğu, işbölümü ve uzmanlaşmanın gelişmediği ortamlarda yaşayan insan topluluklarını içermektedir. Söz konusu alanların sosyal, kültürel ve ekonomik altyapı ve hizmet gereksinimlerinin bir bütünlük içinde ele alınıp çözümlenmesi, kırsal kalkınma programlarının politikalarını oluşturmaktadır.

Kırsal alanlar son yıllarda, kent insanının kentlerdeki yoğun ve sıkıcı ortamın getirdiği bunalımlar sonucunda boş zamanları değerlendirmede tercih etikleri kullanım alanları olarak da ön plana çıkmaktadır. Bu durumda, söz konusu alanların planlanmasında kırsal rekreasyon ve turizm yaklaşımları önem kazanmaktadır.

Geleneksel anlamda kırsal alan halkının yaz aylarında hayvanlarını otlatmak ve tarımsal faaliyetlerde bulunmak amacıyla gittikleri yaylalar; son yıllarda eşsiz doğal güzellikleri, mikrokliması ve kültürel özellikleri ile kırsal rekreasyon ve turizm yaklaşımı içinde ilgi gören, cazip seçenekler arasında yer almaya başlamışlardır. Ancak, geleneksel yaylacılık faaliyetlerinin önemini yitirmesi ve hatta yok olmaya yüz tutması ile birlikte, özellikle yerel halk ve turizm şirketlerinde yaylalardan elde edilecek turizm geliri beklentisi artmaktadır. Yaylaların idaresinde yaşanan yetki karmaşası ve denetim yetersizliği, gerek doğa gerekse yöresel mimari ile uyum içinde olmayan çirkin ve kaçak yapılaşmayı da beraberinde getirmektedir. Ayrıca, gittikleri yöreye kendi beklentilerini taşıyan ve yerel toplumun değer yargılarına saygı göstermeyen turistler, yaylalardaki kültürel dengelerde olumsuz değişikliklere yol açmaktadır.

Söz konusu etkilerin ortadan kaldırılabilmesi için, doğaya yönelik turizm türleri içinde değerlendirilebilecek olan yayla turizminin; sahip olduğu kaynak değerlerini göz ardı etmeyecek şekilde, korumayı teşvik edici, yerel halkın sosyo-ekonomik yaşantısına katkı sağlayıcı, kullanıcı etkisi düşük ve çevresel açıdan sorumluluk duygusu taşıyan, sürdürülebilir bir yaklaşım içinde ele alınması oldukça önemlidir.

  1. GÜNDEM 21 VE DUYARLI EKOSİSTEMLER OLARAK YAYLALAR

Geleneksel anlamda yayla, yüksek bölgelerde yer alan, hayvan otlatmak amacıyla gidilen,  köyden ayrı fakat köye sosyo-ekonomik olarak bağlı ve çoğunlukla köyün ortak mülkiyetinde olup, köylülerin geçici olarak konakladıkları yerlerdir. 1998 yılında yürürlüğe giren 4342 sayılı Mera Kanununa göre ise yaylak; çiftçilerin hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya bu amaçla kullanılan yeri ifade etmektedir. Tahsis amaçları değiştirilmedikçe bu alanlardan kanunda gösterilenden başka bir şekilde yararlanmak yasaklanmıştır.

Rio’da 3-14 Haziran 1992’de gerçekleştirilen “Çevre ve Kalkınma Konferansı”nda ortaya konan Gündem 21 adlı eylem planından hareketle dağlar, duyarlı ekosistemlerdir. Gündem 21'de dağlar aynı zamanda; önemli bir su, enerji ve biyolojik çeşitlilik kaynağı olarak tanımlanmış; küresel ekonominin korunması açısından büyük önem taşıdıkları vurgulanmıştır.

Ülkemizde dağlık alanlar, yaylalar arasında konumsal bir ilişki bulunmaktadır. Çünkü yayla, Türkiye’nin her bölgesinde yazın çıkılıp oturulan serin yer, dağların üzerindeki yazlık yerleşim ya da yazlık mera olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, köy sürülerinin yazın en sıcak devresinde çıkıp uzun süre kaldıkları dağ meralarıdır. Yaylalar, deniz seviyesinden 800-2000 m. yüksekliğe sahip orta yükseklikteki dağlık yerler ile yoğun orman örtüsünün yayılış gösterdiği alanlarda bulunmaktadır. Dolayısıyla, özellikle ülkemiz koşullarında duyarlı ekosistemlerden olan dağ ekosistemleri, yayla ekosistemleri ile birlikte ele alınmalıdır.

Söz konusu alanların kazandığı önem, Birleşmiş Milletler tarafından 2002 yılının hem “Uluslarası Dağlık Alanlar Yılı” hem de “Uluslarası Ekoturizm Yılı” ilan edilmesi ile daha da belirginleşmiştir.

2002 yılında Johannesburg’da düzenlenen ‘Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’; 1992 yılında Rio de Janerio’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda alınan kararların uygulanmasında ve hedeflere ulaşmada yaşanan zorluklara çözüm getirmeyi amaçlamıştır. Rio Konferansı’nın en önemli ürünü olan Gündem 21’den hareketle, Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi sonucunda elde edilen Johannesburg Uygulama Planı da dağlık alanları, özel korumaya gereksinim duyan alanlar olarak ele almış ve bunun için yapılması gerekenleri sıralamıştır. Bu bağlamda dağların sürdürülebilir varlığı ve kullanımı için çevresel, ekonomik ve sosyal bileşenleri bütünleştiren programlar, politikalar ve yaklaşımlar geliştirilmesi önerilmektedir. Bunun yanı sıra tüketici nitelikte olmayan ekoturizm uygulamalarının desteklenmesi ve elde edilen gelirin yerel halka yarar sağlaması için gerekli mekanizmaların işlerlik kazanması önerilmektedir.

3. YAYLALARDA SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZME BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM

Yaylalar, çok zengin turistik ürün bileşenleri ile farklı deneyimler arayan insanlar için çeşitli seçenekler ortaya koymaktadır. Sahip olduğu doğal kaynaklar ile doğaya dönük turizm için iyi bir potansiyel oluşturan yaylalar aynı zamanda; zengin sosyo-kültürel özellikleri nedeniyle, ziyaret edilen alanın değerlerine saygılı ve ilgili, doğaya karşı sorumlu turistler için de eşi bulunmaz alanlardır.

Ülkemizde kısa vadeli yaklaşımlarla turizm merkezi ilan edilen birçok yaylada mevcut denge bozulmaya başlamış ve doğa kendini yenileme gücünü kaybeder olmuştur. Kıyılarımızda kitle turizmi nedeniyle yaşanan sorunların yaylalarımızda yaşanmaması için, söz konusu alanlarda bütüncül bir yaklaşım içinde, sürdürülebilir turizme yönelik çalışmalar gerçekleştirilmelidir. Bu kapsamda yaylalarda, ekoturizme  yönelik küçük ve orta ölçekli aktiviteler de gerçekleştirilebilir.

       McIntyre, Hetherington and Inskeep (1993); geleneksel turizm ve sürdürülebilir turizm arasında yaptıkları karşılaştırmada “sürdürülebilir turizm”i, yerel halkın yaşam kalitesini geliştirme; ziyaretçiler için iyi kalitede bir deneyim sağlama ve çevrenin kalitesini hem yerel halk hem de ziyaretçilere bağlı olarak korumak ve devam ettirmek gibi ilkeleri sağlamak için tasarlanmış bir ekonomik gelişim modeli olarak tanımlamıştır.

TIES (Uluslararası Ekoturizm Topluluğu) ise ekoturizmi, “doğal alanlara, çevrenin korunması ve yerel halkın refahının arttırılması amacıyla yapılan sorumlu bir ziyaret sorumlu bir ziyaret” olarak tanımlamıştır. 

Bütüncül yaklaşımda genel amaç; çevresel, ekonomik ve toplumsal değerleri dikkate alarak; koruma altındaki alanlar, özel mülkiyet hakları, yerel halkın hakları, kadınların tarımsal ve kırsal kalkınmadaki ekonomik rolü gibi birçok unsurun bir arada ele alınmasıdır. Avrupa Birliği, bütüncül yaklaşımda, planlamada etkili tüm sektörlerin dikkate alınmasının yanı sıra yerel halk ve yönetim ile uyum ve işbirliğinin önemini vurgulamıştır. Buna göre bütüncül planlamada; doğaya uyum, fiziksel uyum, sağlık konusunda uyum, sosyal uyum ve ekonomik uyum arasındaki ilişki oldukça önemlidir.

Gelişmekte olan bir ülkeler içinde yer alan Türkiye, Avrupa Birliğine uyum süreci içine girmiş bulunmaktadır. Bu süreç içinde her alanda olduğu gibi, çevre koruma konusunda da izlememiz ve uyum sağlamamız gereken politikalar söz konusudur. Doğal kaynaklar ve biyolojik çeşitliliğin korunması konusunun genellikle sınırlı ekonomik fırsatlar sunduğu bir gerçektir. Ancak Avrupa Birliği, doğal kaynaklar ve biyolojik çeşitliliğin korunmasının ekonomik gelişme ile uyum içinde ele alınabileceğini; üye ülkelerinde ekolojik ürünler ve çevre politikaları konusunda olumlu örneklerin sergilendiğini belirtmektedir. Avrupa Birliği (2006)’ya göre, gerek turizmde gerekse ele alınacak olan diğer yaklaşımlarda dikkatli ve bütüncül bir anlayış içine girilmesi ile hem doğanın hem de yerel halkın refahının uzun dönemde korunabilmesi mümkündür.

Ülkemizde de bu konuda başarılı örneklerden bulunmaktadır. Kastamonu Azdavay ilçesine bağlı Zümrüt Köyü’nde UNDP GEF Küçük Destek Programı (SGP)’nın desteğiyle Küre Dağları Ekoturizm Derneği (KED) tarafından gerçekleştirilen “Bartın-Kastamonu Küre Dağları Milli Parkı ve Çevresinde Ekoturizmin Geliştirilmesi için Zümrüt Köyü Ekoturizm Uygulama Projesi”, Bakanlığımız Milli Parklarından olan Küre Dağları Milli Parkı’ndaki ilk ekoturizm denemesi olması bakımından oldukça önemlidir. 

Sonuç olarak; bütün turistik alanlarda olduğu gibi, yaylalarda gerçekleştirilecek turistik faaliyetlerde de, söz konusu alanların sahip olduğu doğal ve kültürel kaynakların korunması ile insan aktiviteleri arasındaki çelişkiyi minimuma indirecek, sürdürülebilir turizm temeline dayalı bir denge ortaya konması gerekmektedir. Bunun için; yaylalarda kullanım hakkı olan yerel halkın sosyo-kültürel yapısı korunmalı ve geleneksel yaylacılık faaliyetlerinin sürekliliği sağlanmalı; sürdürülebilir turizm aracılığıyla el sanatları, yöresel yemekler, yerel rehberlik, taşımacılık, tarım ve hayvancılık gibi konularda yöre halkına alternatif geçim kaynakları ortaya konmalı; yayla şenlikleri özendirici olmalı, internet siteleri ve medya yardımıyla daha geniş kitlelere duyurulmalı; yaylaların önemli kaynak değerlerini oluşturan faunaya ilişkin değerlerin yok olması, yumrulu ve rizomlu bitkiler ile diğer flora örneklerinin yurt dışına yasal olmayan yollardan kaçırılması önlenmeli; geleneksel mimari ve doğa ile malzeme ve görünüm bakımından uyum içinde olmayan yapılaşmayı önlemek için etkili denetim mekanizmaları geliştirilmeli; altyapıya ve ulaşıma ilişkin sorunlar çözümlenmeli; yaylalardaki doğal, tarihi ve kültürel değerlere ait ülke ölçeğinde bir envanter çalışması başlatılmalı; yaylalarda gerçekleştirilecek katılımcı planlama yaklaşımları ile disiplinler arası işbirliği ve kurumlar arası uzlaşma sağlanmalı; yerel halkın beklentileri dikkate alınmalı ve planlamaya aktarılmalı; konunun uzmanları tarafından oluşturulacak başarılı planlama kararları sonrası, uygulama ve denetim çalışmaları aksatılmamalı; turistik faaliyetlerin gerektirdiği kalıcı konaklama tesisleri, yaylalara yakın olan sürekli yerleşim alanlarında, geçici konaklama alanları ise yaylalarda bitki örtüsünün bulunmadığı açıklıklarda çadırlar içinde planlanmalı; söz konusu alanlarda trekking (doğa yürüyüşü-uzun yürüyüş), fotoğraf-slayt çekme, kontrollü avlanma, olta balıkçılığı, kuş gözlemleme, eğitim amaçlı doğa gözlemleri gibi etkinliklere olanak tanınmalı; bu faaliyetlerin geleneksel yaylacılık faaliyetleri ve yerel halkın alışılagelmiş yaşantısı ile uyum içinde sürdürülmesi sağlanmalı; turistler ve bu alanlardan gelir sağlayan turizm sektörü çalışanları ile hükümet elemanları ve tasarımcıların doğaya duyarlı turizm yaklaşımı konusunda kapasitelerinin arttırılmasının yanı sıra yerel halka yönelik çevre eğitimi ve halk katılımı toplantıları düzenlenmeli ve turistik yörenin doğal değerlerinin yanı sıra tarihi ve kültürel değerleri hakkında bilgili, eğitimli ve mümkünse dil bilen yerel rehberler yetiştirilmelidir.

4. YARARLANILAN KAYNAKLAR

Bal, H., 1995.Turizmin Kırsal Toplumda Aile Içi Ilişkilere Etkisi. Doğa-Insan Yayınları 1, Ceylan Matbaacılık, İstanbul.

Buluş, B.Z., 2006. Eski Köye Yeni Adet. Yeşil Ufuklar, Bölgesel Çevre Merkezi Dergisi, Yıl:2, Sayı:2, Nisan 2006, s.12-13.

Delta, O., 2006. Can Ecotourism promote biodiversity?. Environment for Europeans, Magazine of the Directorate-General for Environment, Supplement to No 25, September, pp.9.

Gülçubuk, B., 2001. Kırsal Kalkınmada Katılımcılık ve Katılımcı Değerlendirme Yaklaşımı. “Eğriova Yaylası’nda Ekoturizm” –Arazi Gezisi ve Halk Katılımı Toplantısı, Yayına Hazırlayan: Gül Güneş, Ankara.

Güneş, G., 2001. Yaylalar ve Türkiye’de Yayla Turizmi. Ekin, Türk-Koop, Nisan-Haziran 2001, Yıl:5, Sayı:16, s.80-86.

Güneş, G., 2002. Beypazarı-Eğriova Yayla Ekosisteminin Bütüncül Yönetimi Üzerine Bir Araştırma. Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Peyzaj Mimarlığı ABD, Doktora Tezi, Ankara.

Karadeniz, N., Başal, M., Güneş, G., Somuncu, M., Öztekin, M. ve Tezcan, F., 2006. Eğriova Yaylası Örneğinde Yönetim Planlaması. TÜBİTAK-ÇAYDAG, PROJE NO: ÇAYDAG-100Y037, Ankara.

McIntyre, G., Hetherington, A. and Inskeep, E., 1993. Sustainable Tourism Development: Guide for Local Planners. World Tourism Organization, A Tourism and Environment Publication, Madrid.

www.ecotourism.org/index2.php?what-is-ecotourism

www.un.org/esa/sustdev/agenda21chapter10.htm

Yücel, M., Altunkasa, F. ve Yılmaz, T., 1996., Sürdürülebilir Kalkınma Kapsamında Ülkemizde Bir Kırsal Planlama Modelinin Oluşturulması. Çevre Planlama ve Tasarımına Bütüncül Yaklaşım, Çevre Planlama ve Tasarım Haftası’96 Etkinlikleri, 26-28 Kasım 1996, Ank. Üniv. Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 194-203, Ankara.

**:Bu makale ilk kez Çevre ve İnsan dergisinde yayınlanmıştır.

G.GÜNEŞ, 2006. Yaylalar ve Turizm. Çevre ve İnsan, Sayı:67, 2006/4, T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Yayın Organı, s.18-23, Ankara.

 

Nerede Kalınır

Bizim Gezginleri Sizin Tesislerde Ağırlamak İstiyoruz. Tesisinizin yerini ayırmak istemez misiniz?
Bizim Gezginleri Sizin Tesislerde Ağırlamak İstiyoruz. Tesisinizin yerini ayırmak istemez misiniz?ANKARA